|
Sayfa 2 Toplam: 2 Hadislerin İlk Yazılı Kaynakları:Hadis edebiyatının kaynaklarıyla alâkalı ilk ve belki de en mühim mesele, hemen hemen hadisler kadar eski olup, onların yazı ile tespit edilmesine cevaz veya ademi cevazın vârid olup olmadığı yolunda açılan münakâşalar ve bunların neticelerine aittir. Hadislerin yazıyla tespitini yasaklayan veya yazılmış hadislerin imhâsını emreden buna mukabil, hafızasının zayıflığından şikâyet edenlere "sağ elinden faydalanmasını" tavsiye eden hadislerin bazen bizzat Peygamber'den bazen de aynı sahâbîden veya birçok sahâbeden nakledilmesi keyfiyeti veya takyîdin (sınırlama) aleyhindeki rivayetlerin mevcudiyetine rağmen yazı ile tespit faaliyetinin zarureti henüz nisbeten erken bir devirden itibaren mezkûr tezadı ortadan kaldırmayı hedefleyen tevilci bir faaliyetin ortaya çıkmasına âmil olmuştur. İbn Kuteybe, tenakuzu ya Sünnet'in Sünnet ile neshi veya yazıya vukufları yahut bilgi seviyeleri bakımından birbirinden farklı bulunan sahâbenin bazısına bu hususta müsaade verildiği, bazısının ise bundan mahrum bırakıldığı şeklinde tevil eder. Bu meseleyi ciddi bir tenkide tâbi tutup aşağı yukarı halleden ilk kimse el-Hatîb el-Bağdâdî (463) olmuştur. O, mezkûr meselenin halline tahsis ettiği Takyîdu'l-ilm adındaki eserinde birbirine mütenakız malzemeyi sistemli bir şekilde toplamış, leh ve aleyhteki haberleri âdeta kronolojik bir tasnife tâbi tutarak hadislerin yazı ile tespiti lehindeki tabiî tekâmülün seyrini başarılı bir şekilde çizebilmiştir. O, meselenin halline dair düşüncelerini şöyle ifade ediyor: "Demek ki, İslâmiyet'in ilk devirlerinde, Kur'ân'dan gayrı şeylerin Kur'ân'a benzetilmesi ve Kur'ân bırakılıp da başka şeylerle uğraşılmaması için, yazıyı hoş görmüyorlardı." Yazı ile tespitin lehinde istişhad (açıklama) eden birçok hadise mukabili aleyhteki rivayetlerin birkaç asır boyunca ileri sürülmesi, hatta bunların bizzat hadisleri yazanlar tarafından tekrarlanıp durması keyfiyeti bize kitâbetten nehy işinin başka bir vechesini göstermektedir. İşaret edilen bu râviler herhalde elde ettikleri bilgiyi sadece kağıtta bulundurup asla hafızalarına yerleştirmeyen kimselere karşı bu kâbil haberleri birer ihtar olarak ileri sürüyorlardı. Yazıyla tesbite karşı mütereddit bir vaziyet takınan kimselerin yanında, kitabeti, hadisin daha çok kullanılan tabiriyle ilmin şartı addedenler de vardı. Daha tâbiîn asrında yazılı olmayan ilmin ilim addedilemeyeceğini söyleyenlere rastlamak mümkündü. Tâbiîn zamanında ve hatta daha sonraki devirlerde yazıyı ayıplayanların bulunduğunu da görmek mümkündü. Fakat onlar ehemmiyetsiz bir azınlık idiler.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |