Na't ve Salât ile Sevilen Nebî PDF

Dr. Nihal Şahin Utku

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

Kim sepüptür mucizâtı âteş-i esrâre su

Kılmağ içün tâze gülzâr-ı nübüvvet revnâkın

Mucizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su1

Fuzulî

Milyonlarca yıllık maddenin, binlerce yıllık insanlık tarihinin kısacık bir altmış küsur yıllık diliminde, medeniyetten uzak, verimsiz bir coğrafyada yaşama lütfuna erişen az sayıda mümin dışındaki âlemin kalbindeki muazzam boşluğun tek bir adı var: Hz. Muhammed sevgisi.

Vefâtıyla yitip gitmeyen, bilakis günler, yıllar, asırlar geçtikçe daha büyüyen, bir rehber, bir yoldaş, bir sevgili olarak daha fazla aranan bir peygamberi, bu devasa derinlikte yaşatan koca bir âlem var yeryüzünde. O'nun yokluk aşk ve acısını, nazlı nazlı büyüttüğü bir muhabbet ile doldurmaya çalışan koca bir âlem.

Bazen hürmet olup hadis külliyatında varlık bulmuş; bazen âli beyti ve nesebinde pâyelenmiş; bazense bir saç telinde yahut bir hırkasında beslenip büyütülmüş nâmütenâhi bir zenginlik. Her vilâdetle daha da derinleşen, ama en çok da meth ve övgünün zirvelerde yarıştığı âşıkların dilinde asırlara maya vermiş bir tutku. Önce gül olmuş Bürde Kasidesi'nin şaiirinin gözünde. Yol olmuş, yâr olmuş, çağrı olmuş. Su olmuş, yukarıdaki beyitlerinde Fuzûlî'nin.

İnsanlığın efendisine yazılan ilk methiyeler, İslam dininin yayılıp müslümanların Medine'de bir güç haline geldikleri dönemlerde kaleme alınmaya başlamış. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarının Müslümanlar üzerinde oluşturduğu hâlet-i ruhiye ile beslenen Hassan b. Sâbit, Ka'b b. Mâlik, Kâ'b b. Züheyr, Abdullah b. Revâhâ gibi şair sahabilerin şiirlerinde yüceltilmeye başlanmış önce Allah Resûlü. Peygamber'in vefâtından hemen sonra ortaya çıkan ağıt geleneği, birkaç asır boyunca mensur tarzda meyveler verirken, şiir formundaki na'tların yazılması birinci asırdan itibaren gerçekleşmeye başlamış. Müteakip asırlarda İslâm coğrafyası, yokluğuyla dahi rehberlik etmeye devam eden Nebî'ye duyulan hasreti dile getiren nice şairler yetiştirmiş. "Peygamberlerin mührü" ve "Allah'ın sevgilisi" Muhammed (A.S)'ı edebî yollarla övmek için en güzel ifadelerin arandığı nice na'tlar kaleme alınmış.

Bir önder, bir rehber olmasından öte, Peygambere yönelik bu eşsiz sevginin ardında, hiç şüphesiz, onun bizzat Yüce Allah'ın sevgilisi olması yatmaktadır. Zira kâinat'ın sahibi, "âlemlere rahmet" olarak selam eder O'na ve bu paye ile takdim eder Onu insanlığa. Son kitap, Yaradanın ona duyduğu sevgiyi ifade eden nice övgü ayetleri ile iner insanlığa. Tüm varlık denizinin sahibi Nebî, ayaklarına serilmiş âlemler üzerinden yükselirken mirâca, toprağı yeşertip kalpleri canlandıran bir "yağmur bulutu" olarak akseder insanlığa. Bu yüzden Anadolu'da ve daha doğuda kalan ülkelerde yağmura halâ "rahmet" denir.

Peygamber'e duyulan özlem, Hindistan, Pakistan ve Anadolu'yu dolaşarak yeni tatlarla döner 13. asırda Arap edebiyatına. Arap şiir sanatının tüm retorik figürleri, Peygamber'i en iyi bir şekilde anlatmaya seferber edilir. Peygamber'i anlatma gayreti, Arapça'nın da bütün imkanlarının kullanılmasıyla eşsiz tasvirler ortaya çıkarır. Bir mısrada Peygamber'in ebedî istirahat yeri olan Medine, Peygamber hasretiyle tutuşanlara su serperken Ravza'dan; bir başkasında Ravza'nın nurdan tozu, cennete benzetilir.

 Yine de hüzün eksik olmaz Nebî'ye yakaran şairlerde. Divan şiirinin zirve ismi Gâlip'in de ifade ettiği gibi:

"Kemâl-i zâtının na'tı anılmaz yâ Rasûlallah!

Kalır levh ü kalem mislin yazılmaz yâ Rasûlallah!"

Ancak kelimeler hapsedilemez dili mesken edinmiş sanatkârların zihninde. Şeyh Gâlip bile "Sultân-ı rüsul, şâh-ı mümeccedsin Efendim," diyerek kendini alamaz na't yazmaktan. Ve onu Türk edebiyatının en güzel eserlerinden biri olarak hediye eder İslâm âlemine.

Dünya coğrafyasında yol alan bu aşkın duygular, kimi coğrafyalarda günlük hayatın içine kadar girer; Sind, Keşmir ve daha pek çok bölgede na'tlar ve Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i gibi methiyeler, şarkı, ilahi veya şiir olarak düğün, doğum, sünnet ve vefat gibi insan hayatının vazgeçilmez merasimlerinin önemli bir parçası haline gelir.

Şüphesiz ki, Hz. Peygambere yönelik bu iltifat, sevgi ve hürmette, onun kıyamet günü ümmetine şefaat edeceği yönündeki inanışların da oldukça önemli bir payı olmuştur. İslâm'da, Allah'ın izni olmadan kimsenin şefaaat edemeyeceği yönündeki hükmün, başta övgüye layık mertebesi olmak üzere çeşitli gerekçelerle Peygamber için yumuşatılabileceği yorumları yapılmış; bu müsaadenin Peygamber'e bahşedildiği yönünde bir inanç geliştirilmiştir.

Bu inanç etrafında, Hz. Peygamber'in şefaatinin, insanları münferit olarak değil, bütün ümmeti kapsayacak şekilde kuşatacağı zannı beslenmiştir. Zaman içinde süslenerek geliştirilen şefaat geleneği, Hz. Muhammed'e, hamd sancağını taşıma gibi bir misyon yüklemiş; Allah Resûlü, İslâmî-dinî edebî muhitte, müminlerin korunmak amacıyla sığınacağı bir "sancaktar" olarak vasfedilmiştir. Bu alanda geliştirilen üslup, oldukça dokunaklı ve duygusal bir mahiyet göstermiştir.

Müminlerin hesap verme şuurunda şefaat öylesine içselleştirilmiştir ki, Peygamber'e bu konuda beslenen itimat hissi, insanlar için ölümün soğuk yüzünü dahi söndürmeye yetmiştir. "Hükmü her iki cihanda değerli olan" Peygamber'den şefaat, Sindî, Pencabî, Urduca şiirlere uzanmakla kalmamış; şiire bir zikir karakteri veren şefaat temennileri, Türk edebiyatından, Kuzey Afrika kökenli akımlara kadar İslâm dünyasının edebî muhiti içinde zengin bir karakter kazanmıştır. Peygamber'in sancağı altında birleşme duygusu, Mekke, Mısır, Buhara, Belh, Horasan, Kelh, Gazne, İran diyarında yaşayan binlerce müminin umudu ve hayali olmuştur.

Peygamber'e uzanan bu umudu yeşertecek en kesin yolun ise salâvat olduğunda bütün ilim ve gönül ehli ittifak etmiştir. Bu yüzden Allah'a yöneltilen her niyazın rüknü haline gelmiştir Nebî'ye salâvat okumak. Öyle ki, semanın kapılarının Peygamber'e yapılan salât ile açılacağı inanışı büyük kabul görmüştür. Yüce Allah'ın, kendisinin ve meleklerin de salâvat getirdiklerini ifade ederek tüm müminleri insanlığın efendisine salât etmeye davet etmesi, inananlar üzerinde büyük etki bırakmıştır. Bu davete, Itrî gibi sanatkâr ruhlular da en güzel bestelerini salâvat için terennüm ederek icabet etmişlerdir.

Duaların zamanı, mesnedi ve Tanrı'ya ulaşmak için kanatlarının olduğu kabul edilmiş; kabulü için gerekli vasıtalara dikkat çekilirken salâvât hep zirvelerde yer almıştır. Zikrin önemli bir parçası olmuştur salâvat. Asırlar boyunca hep sanatsal ve etkili bir kıraatla terennüm edilmiştir müslüman mahfillerde.

Kimi zaman bir müminin yakarışında gecenin karanlığını yaran bir zikir olmuştur "en güzel hamdeden" Muhammed (A.S.)'a muhabbet. Kimi zaman bir şairin na'tında dermanları kesen bir aşk. Kimi zamansa göklerin kapısını yarıp, Neb'i'ye salât eden Hakk'ın ve meleklerin zikrine ortak bir sadâ.  

Diğer Yazılar
12-06-2007 - Yokluğuyla Rehberlik Eden Nebi
25-06-2007 - Metruk Şehrin Arayışı
09-07-2007 - Arap Yarımadası Bir Yangın Yeri
31-07-2007 - Nebî'nin Nefesi Olmak
28-08-2007 - Peygamber Mescidi'nde Birkaç Uzun Saniye
01-10-2007 - Hz. Ömer: Hilâfette Rahmet
30-10-2007 - Hz. Ömer: Hilâfette Rahmet - II
13-11-2007 - Medine'de Seçim Var
28-11-2007 - Hz. Osman: Hilm İktidarı
19-12-2007 - Medine'de Buhran
09-01-2008 - Fitne Medine'yi Teslim Alıyor
22-01-2008 - CEMEL VAK'ASI: Düşmanı Olmayan Savaş
06-02-2008 - Hz. Ali: Talihsiz Şartların Halifesi
20-02-2008 - Siyaset, Medine'den Kufe'ye Kayıyor
05-03-2008 - Cennetle Müjdelenmişlerin İktidarı
21-03-2008 - Hilafetin Şam Durağı
06-04-2008 - Ebedî Sabahlarda O'nu Karşılamak
24-04-2008 - Fetih: Kalplere Uzanan Davet
20-05-2008 - Bedevi Çadırından Bizans Payitahtına
05-06-2008 - Sa'd'ın Köşkü Neden Yakıldı?
25-06-2008 - Yeryüzü Bana Mescid Kılındı
21-07-2008 - BİAT: Nebi'ye Tutunmak
01-09-2008 - Oruçlu Dualara Rahmetli Âminlerin Karıştığı Saatler
22-09-2008 - Aşkın ve İktidarın Sembolü: Mukaddes Emanetler
13-10-2008 - Ölüm: Bir Fâtihâ Molası
10-11-2008 - Hurmadan Balık Diline Damak Tadıyla İmtihan