Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Bir Hira Taharrisi

Bulanlar ancak arayanlardır değil mi? Arayışı olmayanın o dağın tepesinde ne işi vardı? Bir şeylerin yolunda gitmediğini bilen biri ancak o dağın tepesine tırmanırdı. Bir şeylerin eksikliğini hissetmeyen o mağaranın karanlığına niye katlansın ki?


Vahyin gelişini Peygamber’in [asm] sorularının cevabı olarak, dert edindiklerinin şifresi olarak okumak mümkün (mü?) Bu can alıcı soruyu, dizlerimin bağının çözüldüğü, dudaklarımın susuzluktan çatladığı, göğsümün nefessizlikten daraldığı bir Hira yürüyüşünde sormadan edemedim. Hadi biz “Peygamberimiz çıktı” diye çıkıyoruz da o sarp yokuşu, Peygamberimiz niye çıktı?  O’nun önünde daha önce bu mağaraya çıkmış bir peygamber yoktu. Hatta aşağıdaki coşkulu hayatı bir kenara itip, konforu hepten terk edip, şehrin sıcaklığına arkasını dönüp, yapayalnız bir mağaraya kapanmaya iten neydi “insan” Muhammed’i [asm]? Derdi neydi ki? Arayıp da bulamadığı bir şey mi vardı?  Bulanlar ancak arayanlardır değil mi? Arayışı olmayanın o dağın tepesinde ne işi vardı? Bir şeylerin yolunda gitmediğini bilen biri ancak o dağın tepesine tırmanırdı. Bir şeylerin eksikliğini hissetmeyen o mağaranın karanlığına niye katlansın ki?

Öyleyse, Hira’da aldığı cevap üzerinden “oku”maya çalışalım, Muhammed’ül Emin’in [asm] evrensel sorularını:

1. Oku, ismiyle Rabbinin ki O halk etti/yarattı: Varlık, okunmayı hak eden, okunması gereken bir harf, bir mektup… Öylesine bulunmuş, kendi başına var olmuş, anlamsız ve mesajsız bir şey değil. Kendi adına değil varlığı; bir var eden adına. Hem de seni böyle akılla, bakışla, düşünüşle biçimlendiren Rabbin adına.  Dilsiz değil, “söylemek için” var edildi. Hem de senin Rabbinin ismiyle seni muhatap almak üzere. Kör bir zemin değil bu varlık;  mesaj veren, haber veren, ümit veren canlı bir “sayfa”. Seni yoktan yaratarak, varlığa muhatap eden Rabbinin mektubu.

2. [Unutan ve unutulan] insanı ‘alak’tan yaratmakta [O Rabbin]:  İnsanların kendilerini ezelden beri varmışçasına kutsamaları, yüceltmeleri doğru değil. Sonradan göründüler, sonradan gördüler. Ama unuttular, gördüğün gibi…  Bir zamanların unutulmuşu olduklarını bile unutmuşlar… Kimselerin hatırlamaya değer görmediği o unutulmuşlukta kendilerini “alaka” duyarak var eden Rablerine aldırışsız olmuşlar. Sürekli kendi bencilliklerini sivriltiyorlar. Her fırsatta cimrilikler besliyorlar. Başkalarına kayıtsız ve ilgisizler…  İnsana yakışan değil bu, biliyorsun. İlgi ve alakadan yaratılan insan, bunca ilgisiz ve alakasız, umursamaz ve şefkatsiz olmamalıydı. İnsana yakışmıyor bu. Yetimi itip kakmak değil insandan beklenen; senin umduğundur insandan umulan… Zayıfı ezmek değil insanın işi;  hep böyle sürmeyecek bu. Aç ve yoksulu terk etmek değil insandan umulan; böyle kalmaya razı olamaz.

3. Oku, çünkü Rabbin Rabbin Ekrem [kerimlerin en keremi]dir: Kerim’dir Rabbin… İnsanı da keremiyle var etmiştir hiç yoktan. İnsana insanlığına da lütfetmiştir sırf cömertliğinden. İnsanı keremiyle yaratan Kerimler Kerimi, insanı da “kerim” olarak yaratmıştır. “Ekrem”dir insan; böyle kalitesiz, böyle çirkin, böyle kaba kalmaya razı olamaz. Olduğu hal olması gerektiği gibi değildir. Senin Ekrem olan Rabbin, insanın yetimi barındırmasını, aç ve yoksula sahip çıkmasını ister. Sen nasıl aşağıda insanların böyle olmasına razı değilsen, Senin Rabbin de razı değil. Haklısın, böyle gelmiş; böyle gitmemeli.

4. O ki kalemle bildirir:  İşte vahiy. Kerim olan Rabbin “kalem”i… Kalbinin mürekkebiyle yeni/den yazar insanı Rabbin. Bildirir insana kim olduğunu. Hatırlatır insana unuttuğu yanını… “Benci”liğin kuyularından çıkarır insanı kalemle… “Bencilliğin kara(n)lığından temizler ellerini. Kibrin kirini siler kalbinden. Bir yetim gibi ittiği vicdanıyla yeniden buluşturur insanı. Yüzüne kara çıkaran, kendisiyle göz göze gelmesini engelleyen o utançların ortasından çekip alır insanı. Yeni/den var eder; “kerim” olarak.

5. Bildirir insana bilmediğini: Alaka’dan yaratıldığını hatırlatır insana… Ruhunu cesedine özne yapar. Kalbini kalıbına anne yapar. Yüzünü yüzüne bakılır kılar yeniden. Bilmediğini bildirir insana. Bilmediğini bile bilmediğini bildirir insana, sonsuz lûtfuyla, eşsiz şefkatiyle, nihayetsiz keremiyle…

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.