Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Hira'ya Yürüyüş



Dağa yürüyordu. Dağa… Yalnızlığına… Çokluğu ardında bırakmacasına. Rahatlığa kırılırcasına. Kederli nefesine bir ses ararcasına. Gizli saklı bir şiir vardır bir yerlerde muhakkak diye; sözüne can kulağı umarcasına.

 Bir yağmur sesi olmalıydı bir yerde. Bir teselli pınarı akıyor olmalı gizli bir vadide. Serin bir bahar rüzgârı esiyordur uzak bir yokuşta. Bir deniz kıyısı sükûneti vardır belki bir taş dibinde.

Bildiği köşelerde eksikti aradığı. Vardığı odalara kokusu hiç değmemişti hasretini çektiğinin. Derin bir kayıp çizgisi vardı insan yüzlerinde. Kaybettiğini bile arayamayacak bir talihsiz kaybın siyahı boğmuş kederi… Ah! Bu ses, bu iç ses hiç kesilmedi içinde. Hiç susmadı. 

İnceldi. Tel gibi. Yeryüzünün bütün gamları mızrap oldu dokundu yüreğine. Kaderine ortak bildi dağı. Yer'lilerin telaşlarını yırtıp geçen dik başlılığını sırdaş etti kederine. Göklülerin selamını alan sessizliğine yasladı yanağını. Sırdaş bildi güneşin ayın elinden tutan dağ yalnızlığını.

Yüreğinin yük ettiği ne varsa indirdi Hira'ya. Dağın yüklenmekten korktuğunu bir dağ kovuğuna emanet etti. Böyle geldiyse, böyle gitmemeliydi. İtirazın en nazlısı yıktı geçti huzurunu. Rahatlığa hiç kanmamıştı. Bu sessizlik, bu aldırışsızlık hayra alamet değildi.

Derken oldu olacak olan. İnsanın akıl tarlasına indi yağmur… İnsanlığın kadrinin bilindiğinin haberiydi. Kader yarıldı o gece. Sözün beşiğine yeniden alındı insanlık. Sessizliğin gömleği yırtıldı; gülistana bülbül nağmesi değdi. Göklerle söz'lendi evrensel hüznü. Artık acıların açtığı yaralardan gül kokusu gelecekti.

Bütün zamanlarda bütün insanları ilgilendiren o cevaba soruydu kaygıları, korkuları, hüzünleri, kederleri, itirazları…  


'Alak' sırrını vur varlığın arka yüzüne. Parçalanmış varlığı birleştir. Kalbinin atlasında buluştur yeri göğü. Yabancılıkları sil varlığın yüzünden. Tanıdık, aşina, anlamlı bir kitap sayfasında gör kendini.

Sonra… Dinledi "can kulağı". Sözün canı insanlığın yüreğine dokunmaya başlamıştı.

'Alak' sırrını vur varlığın arka yüzüne. Parçalanmış varlığı birleştir. Kalbinin atlasında buluştur yeri göğü. Yabancılıkları sil varlığın yüzünden. Tanıdık, aşina, anlamlı bir kitap sayfasında gör kendini.

Bir "Nûn" resmi veriyor kâinat. Varlığın eğilip uzanan yaylarının ucunda bir noktasın sen. Seninle tamamlanıyor "nun" çınlaması. İnsan düğümlüyor varlığın iki yakasını. Tamamla varlığının anlamını. Varlığın anlamını tamamla.

Sen ey Müzzemmil, farkında değil misin; ağır bir yük var üzerinde… Omuzlarına yüklendi kâinatın tebessüm ümidi. Haydi, in gecenin kalbine… Yürü vaktin zirvesine. Sözün muradı Sensin. Sende beyana dönüşecek yer ve göklerin sessiz şiiri. Sende seslenecek yıldızların salkım salkım ördüğü kitabın her sayfası… 

Sen ey içine kapanan Müddessir; ayağa kaldır kalbinin gündemini. Sıyrıl bedenin zaruretlerinden. At üzerinden çekingenlik örtüsünü. Yırt varlığın gömleğini. Uyanışını uyarıya taşır. Rabbinin hatırını öncele. Başkaca hatırları saymaktan vazgeç. Sakın elbise diye giyinme başkaca hatırları. At üzerinden tortuları; temizlen anlık kaygılardan, arın çağdaş zorunluluklardan. Rabbinin hatırını sabra sarıp dağ eyle... Uyuyan gözlere öteli bir dağ ufku sun. Sonsuz müjdeye nefes ol…

  • hira, hira mağarası, nur dağı, nun suresi, alak suresi, müddesir suresi, müzemmil suresi, kuranı kerim, vahiy, ayet, hz. peygamber, son peygamber, senai demirci, hz. muhammed
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.