‘Bereket Dairesi’ Sergisi Ziyarete Açıldı

18 Mayıs 2026

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) dünyayı teşriflerinin 1500. yılı münasebetiyle hazırlanan “Bereket Dairesi” sergisi, geçtiğimiz günlerde sanatseverlerle buluştu. Yedi Hilal Derneği ve Vakıf Katılım tarafından düzenlenen sergi, 11 Mayıs’ta Üsküdar Mimar Sinan Galerisi’nde kapılarını ziyaretçilere açtı. 21 Haziran’a kadar devam edecek olan sergi, her gün 10.00 ila 22.00 saatleri arasında,Üsküdar Mimar Sinan Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.

“Ümmetin olduğumuz devlet yeter” alt başlığı ile açılan sergi, Peygamber Efendimiz’e duyulan muhabbeti sanat, hafıza ve kültürel miras ekseninde ele alıyor. Sergide çeşitli sanatçıların Hz. Peygamber ile ilgili ortaya koydukları modern sanat eserleri ile koleksiyoner Fatih Ketancı’nın “Halk Müslümanlığı” koleksiyonundan derlenen dini temalı matbu halk resimleri, litografiler, kartpostallar, fotoğraflar ve levhalar yer alıyor.

Ramazan Karabacak'ın proje yönetmeni olduğu serginin müellifliğini ve küratörlüğünü Numan Noyan Küçük üstlenirken, danışmanlığını Abdullah Rüştü Kişi ve Fatih Ketancı, koordinatörlüğünü Yavuz Selim Bodur, sanat yönetmenliğini Yasin Ünlüsoy, kreatif editörlüğünü ise Ali Sürmelioğlu yürütüyor. Grafik tasarım çalışmaları Tozo imzası taşırken, İrem Ahsen'in kurulum asistanlığında, tematik yerleştirmelerde Aytek Topçuoğlu, Bilal Mansur Ergün, Hatice Küçük ve Fatih Ketancı katkı sunuyor. Sergide Fatih Ketancı koleksiyonundan eserlerin yanı sıra Ali Yasir Çıraklı, Beyza Ünlüsoy, Betül Morgül, Elif Kerra Çakır, Ersin Şahin, Eslem Bulut, Muhammed Nur Anbarlı, Münif Fehim Özarman, Tarık Akın, Tuba Asiltürk İlhan, Sevde Ataç ve Yasin Çetin’in sanat eserleri yer alıyor.

“Bereket Dairesi”, Peygamber Efendimiz’in dünyayı teşriflerinin 1500. yılına ithafen çok boyutlu bir anlatı sunuyor. Geleneksel bir siyer kronolojisinin ötesine geçen sergi, Hz. Muhammed’in (sav) İslam toplumundaki ve özel olarak Türk toplumundaki izdüşümünü, O’na duyulan derin muhabbetle birlikte farklı perspektiflerden ele alıyor. Halk Müslümanlığına ait matbu mirası çağdaş sanat diliyle buluşturan sergi, ziyaretçilerine kültürel ve manevi bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

Bu anlamlı sergiyi, serginin müellifi ve küratörü Numan Noyan Küçük ile konuştuk.

“Bereket Dairesi” fikri nasıl ortaya çıktı? Serginin merkezinde nasıl bir düşünce ve arayış var?

İçinde bulunduğumuz yıl çok kıymetli. Peygamber Efendimiz’in veladetinin üzerinden on beş asır geçti. Bunu ilk duyduğumda çok heyecanlandım; hâlâ da o heyecanı taşıyorum. Harika bir dost ve sanatçı çevresine sahip insanlar olarak biz ne yapabiliriz, bu zamana nasıl bir katkı sunabiliriz sorusu gönlüme düştü. Çünkü bu ülkenin insanına ve gelecek nesillere böyle özel bir zamanın farkındalığını taşıyabilmeliydik. Bu düşüncelerle yola çıktık. Çok kıymetli dostlarımın kapısını çaldım. Böyle bir fikrim olduğunu, bunu birlikte geliştirmek istediğimi söyledim. Görüştüğüm her arkadaşım büyük bir içtenlikle sürece dâhil oldu. Sonrasında projemizi hayata geçiren kurumlar ise Yedi Hilal Derneği ve Vakıf Katılım oldu. Başta Samet Paçacı ve Mehmet Ali Akben beyler olmak üzere proje yönetmenimiz Ramazan Karabacak Bey’e, koordinatörümüz Yavuz Selim Bey’e ve tatbikî tüm paydaşlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır ama özellikle Saadettin Acar Bey’i burada anmak isterim. Çünkü ülkemizde bu bilincin yeniden ayağa kalkmasına vesile olan isimdir.

Serginin ismine nasıl karar verdiniz? Bu ismin serginin hangi yönünü yansıttığını düşünüyorsunuz?

“Bereket Dairesi”, Peygamber Efendimiz’in doğumunun hicrî 1500. yılı vesilesiyle şekillenen ve O’na duyulan muhabbetin tezahürlerinden sadece biri. Kavramsal çerçevemizde de ifade ettiğimiz gibi, bu sergi gönlümüze düşen ateşten bir parça aslında.

Süreç içerisinde fikirleri olgunlaştırırken adeta arkeolog hassasiyetiyle yakın tarihimizin soyut ve somut kazılarını yaptık. Gördük ki inanç atlasımızı oluşturan sayısız kültürel miras unsuru, doğrudan O’na (sav) duyulan sevgiden neşet etmiş. Bizi çepeçevre saran o rahmet halkasıyla bereketlenmiş, çoğalmış ve yaşamaya devam etmiş eserlerle karşılaştık. Yani süreç kendi bereketini kendi içinde üretmişti. Serginin adı da kreatif editörümüz Ali Sürmelioğlu Bey’in keşfiyle yerini bulmuş oldu.

Sergide çeşitli sanatçıların çağdaş sanat eserleriyle birlikte koleksiyoner Fatih Ketancı’nın “Halk Müslümanlığı” koleksiyonundan parçalar bir araya getirilmiş. Bu ikisi arasında nasıl bir bağ kuruldu?

Özellikle bu bileşke konuklarımızın ve sanat çevrelerinin dikkatini çok çekti. Dışarıdan bakıldığında ilk anda kaotik ya da birbirine uzak duran bir birliktelik hissi oluşabiliyor. Fakat sergi alanına girildiğinde bütün parçaların birbirini tamamladığı görülüyor. Çünkü aslında hepsi aynı bütünün parçaları.

Halkın içinde olmadığı bir seçkinin eksik kalacağına inanıyorum. Bunu sadece küratör olarak değil, ressam kimliğimle de söylüyorum. Halk, sevdiği için; elinde, cebinde ve gönlünde güzel olarak gördüğü ne varsa ortaya koymuş, kendince bir estetik dünya inşa etmiş. Biz de aynı hassasiyetle hareket etmeye çalıştık. Sanatçılarımız büyük bir edep ve dikkatle, halkın bir parçası olarak sadece bu sergi için eserler ürettiler.

Sergide yer alan eserleri seçerken nasıl bir yaklaşım benimsediniz? Sizi yönlendiren temel ölçütler nelerdi?

Aslında mesele biraz insanın kendi yolculuğuyla ilgili. Doğarız, büyürüz ve bu dünyadan ayrılırız. İnsanları tanırız, severiz; bazen çok severiz. Muhabbet duyduğumuz kişiye hasret çekeriz. Biz ise kendimizden önce tanıştığımız, kulağımıza ismimizden önce adı okunan Nebi’yi tanıdık, sevdik, muhabbet duyduk ve bugün hasretini çekiyoruz.

Biz de insanın içinden geçtiği bütün bu hâlleri sevgili sanat yönetmenimiz Yasin Ünlüsoy Bey ve tasarımcımız Tozo ile mekânsal kurguya dâhil ettik. Eser seçimlerini de bu duygusal ve düşünsel akışla uyumlu olacak şekilde belirledik. Koleksiyon seçkisi günlerimizi aldı. Belki bin beş yüzden fazla parçayı tek tek inceledik. Büyük bir sabır ve titizlikle ilerledik. Sanatçı eserleriyle birlikte toplam eser sayısını ise Peygamber Efendimiz’in bu dünyadan ayrıldığı yaşa hürmeten 63’te bıraktık.

Bu sergi aracılığıyla ziyaretçilere nasıl bir duygu ya da düşünce alanı açmayı hedefliyorsunuz?

Bazen sergi alanına gidip hatıra defterimizi inceliyorum. Ziyaretçilerimizin bıraktığı cümleleri okumak bizim için çok kıymetli. Bazıları gerçekten insanı ağlatabilecek kadar güçlü. Biz aciz varlığımızla, bu necip milletin gönlündeki, kalemindeki ve fırçasındaki Hz. Muhammed (sav) sevgisinin izlerini görünür kılmaya çalıştık. Sergi ise biz ne düşünürsek düşünelim, kendi duygu alanını ziyaretçisinin kalbinde kendiliğinden kuruyor.

Bahsi geçmişken, hatıra defterine ilkokul çağındaki bir çocuğun bıraktığı notu özellikle paylaşmak isterim:

Serginiz çok güzeldi burası bence Müslümanlar için çok güzel bir yer.
Not: Sizi çok sevi yorum hep buraya dua edicem burası çok güzel :)

(Duru Melikoğlu / Hattat İsmail Hakkı İlkokulu)

Bu not, bazen uzun uzun kurduğumuz cümlelerden daha fazlasını anlatabiliyor. 21 Haziran’a kadar tüm Nebi sevdalılarını, bu kültürel mirasla tanışmak isteyenleri, bir milletin gönlündeki sevginin nasıl göstergelere dönüştüğünü seyretmek isteyenleri Mimar Sinan Sanat Galerisi’ne bekliyorum.