Fetih Müjdesi ve Fatih’in Mekke Şerifine Gönderdiği Mektup

07 Mayıs 2026

Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur!” [1]

İstanbul’un fethi, Hz. Peygamber’in yüzyıllar öncesinden ümmetine verdiği bir müjde neticesinde mübarek bir komutana ve onun kutlu ordusuna nasip olmuştur. Fetih hadisinin sıhhatine dair Cumhuriyet Türkiye’sinde 1970’lerden itibaren ortaya çıkan tartışmalar, merhum Ali Yardım’ın tespitine göre Müslüman-Türk düşmanlığının ve Bizans’ın yeniden ihyası propagandasına kendini kaptıran çevrelerin gündemidir. [2]

Peygamber Efendimiz’in hadislerinin hem şehirleri hem de insanı inşa eden bir hakikat olduğu düşünüldüğünde Müslümanların tarih şuurunda mevzu hadislerin dahi bir işlevinin olduğu görülecektir. Müslümanların tarihi muhayyilesi zaman içerisinde ideallere bürünmüştür. Bunun en somut örnekleri Emevilerin başkenti Şam, Abbasilerin siyasi merkezi Bağdat, İran ve çevresindeki Kazvin ve Horasan gibi şehirler, Askalan, Nusaybin, Cidde ve Mısır gibi birçok tarihi şehrin İslamlaşması bugün mevzu olarak nitelendirilen ancak hadislerin itibarsızlaştırılması siyasetine alet edilen rivayetlerin katkısıyla gerçekleşmiştir. “Kim saadete ve şehitlik mertebesine ermek isterse Kazvin şehrinin kapısında şehit olsun” gibi mevzu olarak nitelendirilen hadisler birçok şehrin tarihi süreçte İslam şehri olmasında etkili olmuştur. [3]

Fetihten sonra dünyanın yegâne hâkimi olduğunu ifade eden unvanları İslam’ın yeryüzündeki izzetini göstermek için kullanan Fatih Sultan Mehmed, Kayser-i Rum, sultanu’l-berreyn ve hakanu’l-bahreyn yani iki karanın sultanı ve iki denizin hakanı, sultanu’l-guzât ve’l-mücâhidîn yani gazilerin ve mücahitlerin sultanı olarak anılmıştır. Bu hâl onu fetih sevincine gark etmiş ve neşesini fetih mektupları (beşaretnameler) yazmak suretiyle izhar etmiştir. Döneminin usûl ve âdetlerine uyularak yazılmış olan bu mektuplar ve bu mektuplara verilen cevaplar Feridun Bey’in Münşeâtu’s-selatin’inde bir araya toplanmıştır. [4]

Fatih’in fetih sevincini paylaştığı zatlardan birisi de dönemin Mekke emiri Hace Hacı Muhammed ez-Zeytunî’dir. Edirne’de dünyaya gelen Fatih’in Mekke ve Medine’ye olan gönül bağı ve İstanbul’un fetih müjdesine dair yazdığı mektubun bizde uyandırdığı intiba, henüz sarayın İstanbul’a taşınmadan öncesinde yani Edirne’den yazıldığıdır.

Dönemin Mekke emirinin tam ismi Muhammed b. Muhammed eş-Şeyh el-Fazıl el-Bari’ Muhibbuddin (Bedreddin) ez-Zeytuni el-Avfî’dir. Nisbesi ise cennetle müjdelenen sahabî efendilerimizden Abdurrahman b. Avf’a (r.a.) dayanmaktadır. Bu zat aslen Mısırlı ve Şafii mezhebindendir. Kaynaklarda iyi bir kadı, minberde iyi bir hatip ve şair olduğu ifade edilmektedir. İlim tahsili için Dımaşk’a gitmiş ve el-Valid isimli bir alimden el-Fîrûzâbâdî’nin et-Tenbih fi’l-fıkhi’ş-Şafii’sinden, İmam Nevevi’nin el-Minhac’ından ve Buhari’nin Sahîh’inden birçok bölümü okumuştur. Her üç eserin de icazetini ondan almıştır. Urcûze fi’l-fıkh ve şerhuhâ adlı bir eser telif etmiş ve 982/1516 yılında vefat etmiştir. [5] 

Fatih Sultan Mehmed’den Mekke Şerifi Muhammed ez-Zeytunî’ye gönderilen ve İslambol’un fethini tebşir eden bu mektubu, merhum Ahmed Ateş tarafından yapılan tercümeye istinaden kısmen sadeleştirmek suretiyle okurların istifadesine arz ediyoruz.

*   *   *

Allah’a şükürler ve seçtiği kullarına selam olsun. Allah, el-Makarr es-Seyyidî es-Senedî eş-Şerîfî el-Eşrefî el-Ekremî el-A’lemî el-Evra’î en-Nizâmî el-İmâmî el-Hümâmî el-Evhadî el-Emcedî el-Âlimî el-Âmilî el-A’zamî el-Evlevî el-A’levî el-Alevî el-Müşeyyidî el-Müeyyedî en-Nasîrî ez-Zâhîrî et-Tâhirî, hac ve Haremeyn’in temellerini yükselten, yüksek ülkelerdeki meşhedleri ve iki Merve’yi (Safa ile Merve’yi) koruyan, büyüklük ve celâl merasimini kuran, maksat ve emellerin düğümlendiği yerleri sağlamlaştıran, kıymet ve vakar ışıklarının çıktığı yer olan, din ve devletin iyiliklerini kazanan Allah’ın Elçisi’nin ciğerlerinin bir parçası, iffetli kızının torunlarının seçilmişi, iman edenlerin velisi, günahkarlara şefaat eden Allah Elçisi çocuklarının hulasası, o yüksek seyyid, yüce reis, Beytullah’ın (Allah şerefini artırsın) ve çevresinin sultanı, Alaü’d-devle ve’l-mille ve’d-din es-Seyyid el-Ahsanî el-Aclânî el-Hasanî’nin (yıllar ve zamanlar boyunca İlk ve Sonların Efendisi (ona en iyi salât ve selam olsun) ile iyi ve temiz olan evlatlarının ve bütün sahabesinin hürmeti için, Yüce Allah saadetini artırsın, seyyidliğini devam ettirsin, ocağı yıkılmayan bir devlet, izleri kaybolmayan bir nimet içinde kalsın, sevgi ve muhabbetinin bağları her zaman sağlam, hizmeti ve yardımının düğümleri her zaman muntazam ve düzgün kalsın) yüceliğini artırsın.

Bundan sonra bu mektubu Yüce Allah’ın bu sene bize nasip ettiği hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın duymadığı fetihleri müjdelemek için yolladık. Bu da iki denizin birbirine yaklaştığı yere bağlı, karşısında Galata denilen başka bir şehir, doğu tarafında Üsküdar adlı diğer bir şehir bulunan Kostantiniye diye şöhret kazanmış olan şehrin zaptedilmesidir.

İlki yedi başlı ejderha gibi bir yılana benzer. Başları surların tepeleridir yahut bu tepeler, aziz ve yüce olan Allah’ın emri ile, İslam hilafetine duracak yer olarak hazırlanmış, Allah’ın hikmetlerinin takdiri ile bize nasib edilmiş olan yüksek, sağlam, zirvesi göklere varır yedi büyük dağdır. Şüphesiz bu şehirlerin sultanıdır. Onun sağ ve sol yanlarındaki öteki iki şehir sultanın iki tarafındaki iki hizmetçisi gibidir.

Onlara karşı yönelip, o şehri almaya azmettiğimiz zaman, iç ve dışında bulunan kafirler üzerimize saldırdı ve bizimle savaş yaptılar. Şeriatın buyurduğu cizyeyi vermeyi reddetmelerinden sonra, aramızda iki aya yakın savaş oldu. Sonra dövüşmekten aciz düştüler, savaştan kaçtılar. Müslümanlar toplu olarak üzerlerine yürüdü. Cihad yapanların her biri, denizde ve karada, hakkı ile cihad etti. Sura yaklaşıldı ve tek ilaha tapan kahramanlardan kalabalık bir topluluk, mancınık ve toplarla yıkılmış olan duvarındaki gediklerin üzerine çıktı. 20 Cemaziyelevvel 857 (29 Mayıs 1453) Salı günü Allahuekber ve Lailaheillallah diyen Müslümanların kelimesi ile mübarekleşmiş ve nurlanmış olan bu şehrin içine girdiler. İlk önce bu melunların başının, yani lanetli tekfurun, başı kesildi ve o müşriklerden başka öldürülenler ile beraber cehenneme gitti. Evleri yıkıldı, haçları parçalandı, hazineleri ve malları yağma edildi, çocuk ve yavruları esir alındı. Keşişlerin mabedleri Muhammed ümmetinin ve Ahmed dini topluluğunun mescidleri haline getirildi. Bu yerler rahiblerin pisliğinden ve Hristiyanlığın necasetinden temizlendi. “İşte bu suretle, zulm edenler güruhunun ardı arkası kesilmişdi. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (En’am, 6/45) Kılıçtan arta kalanlara gelince, onları affettik ve beytülmal için onlara yıllık cizye kestik.

Hutbe minberleri, yüksek ve parlak lakaplarımızın şerefi ile şereflenince, basılmış dirhem ve dinarların yüzleri açık ve temiz adlarımızın süsü ile süslenince, yakınların iftiharı ve Haremeyn hacılarının süsü Hace Hacı Muhammed ez-Zeytunî’yi giderken ve gelirken Allah onu korusun ve ona hayırlısı ile ve doğrulukla oraya varıp geri gelmek nasip etsin.

Mektubu bildirmek ve müjdeyi ulaştırmak için, sizin yüksek yanınıza yolladık. Sizin yüksek ve kıymetli katınızdan, bu en büyük sevinç ve ilahi lütfunun haberi size vasıl olunca, yüksek Haremeyn sakinleri, doğru yolu bulmuş olan alim ve seyyidler, salih amel yapan zahid ve dindarlar, Hakk’a vasıl olmuş asil şeyhler, Allah’dan korkan seçilmiş imamlar, küçükler ve büyüklerle beraber ve parçalanmaz en sağlam bağ gibi olan Beytullah Kabe örtüsünün eteklerine tutunanların ve zemzem ve makam ile şeref bulmuşların, Allah’ın elçisinin (ona salat ve selam olsun) türbesi yakınlarında itikafa çekilmiş olanlarla birlikte çok çok sevinç göstermeniz ve Arafat’ta devletimizin devamı için bize dua ile yardım dileyen kimselerin Allah, Peygamber’i, onun evlad ve akrabaları için bereketlerini üzerimize yaysın ve derecelerini yükseltsin tayin edilmesidir.

Kendisinden bahsedilen Hace Hacı Muhammed ez-Zeytunî ile hediye olarak bilhassa size bu ganimetten alınmış halis altından ağırlık ve ayarı tam 2000 filori gönderdik. Bundan başka muhtaç olanlar için 7000 filori gönderdik. Bunun 2000’i seyyid ve nakibler için, 1000’i Haremeyn’e mahsus hizmetçiler için olup, geri kalanı Mekke-i Muazzama ile Medine-i Münevvere’de -Allah şereflerini artırsın!- yerleşmiş muhtaç kimseler içindir. Sizden bunun ihtiyaçlarına ve fakirliklerine göre onlar arasında bölüştürmeniz ve işin nasıl olduğunu bize bildirmeniz lütuf ve ihsan ile onlardan bizim için daimi olarak dua almanız rica olunur. Yüce Allah dilerse.

Allah sizi korusun ve kıyamet gününe kadar ebedi saadet ile sonu gelmez seyyidlikte baki bıraksın! Amin, ey alemlerin sahibi! Allah, Peygamber ve elçilerinin sonuncusuna, onun evlatlarına ve bütün sahabesine salat etsin! [6]

Dipnotlar:

1- Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4: 335.
2- Ali Yardım, “Türk’ün Şeref Madalyası: Fetih Hadisi”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, 8/3 (1979) 62-75.
3- Abdülkerim b. Muhammed er-Rafii, et-Tedvin fi ahbari Kazvin, Beyrut: Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1987, 1: 14.
4- İstanbul: Dârü’t-Tıbâati’l-Âmire, 1274.
5- Necmeddin el-Gazzi, Kevakib, 1: 22; Hayruddîn ez-Zirikli, A’lam, 7: 55.
6- Ahmed Ateş, “İstanbul’un Fethine Dair”, İÜ Tarih Dergisi, 4/7 (1952), 24-26.