Dosyalar
Ramazan ve Bayram
 

Dünya ve Ahiretin Köprüsü Ramazan


İslâm’da iman esaslarından biri de ahiretin varlığına inanmaktır. Kur’an’ın “el-yevmü’l-âhir” (öteki/son gün) olarak isimlendirdiği ahirette, insanoğlunun yaratılışı için gözetilen gaye ve hikmetler gerçekleşmiş ve yolun sonuna gelinmiş olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’a imanla beraber ahirete iman yan yana zikredilmiştir. Bu da ahiret inancının iman esasları arasında çok önemli olduğunu göstermektedir. Allah’a ve O’nun birer yol gösterici olarak peygamberler gönderdiğine inanmak, insanların sorumlu olduğuna inanmayı da gerekli kılar. İnsandaki sorumluluk duygusu da kişiyi, yaptıklarının karşılığını göreceği ahiret hayatına inanmaya götürür.

Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde dünya hayatının geçici, ahiretin ise ebedi olduğu, insanların dünyanın geçici zevklerine ve aldatmacalarına kanmamaları, daha hayırlı ve kalıcı olan ahiret mutluluğunu yakalamaları gerektiği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Kur’an dünya hayatının da ihmal edilmemesi gerektiğini, çünkü ahiretin dünyada kazanılacağını, ahirette mutlu olmanın dünyadaki yaşayışa bağlı bulunduğunu ifade etmektedir. “Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz, Oysa ahiret, daha hayırlı ve süreklidir.” (A’lâ, 87/16-17);  “..Bu dünya hayatı ancak geçici bir eğlenmedir. Ama ahret, gerçekten kalınacak bir yurttur.” (Mü’min, 40/39); “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu da iste; ama dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 28/77).
 
İnsanlara dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren, beşeriyeti karanlıklardan çıkarıp aydınlığa kavuşturan Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında indirilmiştir. Bu ayın fazileti hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyleyse, sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun (Bakara, 2/185). Bu ayetten anlaşıldığına göre, Ramazan’ı diğer aylardan üstün kılan özellik, son ilahi mesaj olan Kur’ân’ın bu ayda inmeye başlamış olmasıdır.  İslâm’ın beş esasından biri olan oruç ibadeti, bu ayda tutulur. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, Ramazan ayı içerisindedir. Bu ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş vesilesidir. Ramazan ayı aynı zamanda sosyal yardımlaşma ve dayanışma, bolluk ve bereket ayıdır.
 
Ramazan ayında oruç tutan, nefsanî arzularına mukavemet gösteren, kötü söz ve davranışlardan uzak duran Müslüman nefsini terbiye etmiş ve sabırlı olmayı öğrenmiş olur.
 
Müslümanlar, ayet ve hadislerde oruç tutmaya teşvik edilmiş, oruç tutanlar övülmüş, onlara Allah’ın rahmeti, rızası, sevap ve mükâfatı vaat edilmiştir. Bu ayda yapılan ibadetlere diğer aylara göre daha çok sevap verileceği bildirilmiştir. Oruç, riyanın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır. Yüce Allah “Âdemoğlunun, oruçtan başka, her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir, onun sevabını da ben vereceğim” buyurmuştur (Buhârî, “Sıyâm”, 9).  Ramazan ayında oruç tutan, nefsanî arzularına mukavemet gösteren, kötü söz ve davranışlardan uzak duran Müslüman nefsini terbiye etmiş ve sabırlı olmayı öğrenmiş olur. Yüce Allah “Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız verilir” (Zümer, 39/10) buyurmuştur. Hz. Muhammed (sav) ise bunu “Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise cennettir.” ( Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb Mine’l-Hadîsi’s-Şerif, II, 94-95) sözü ile teyit etmekte ve sabrın sevabının cennet olduğunu bildirmektedir.
 
Peygamberimiz (sav) bu ayın faziletiyle ilgili olarak ayrıca şunları buyurmuştur: “Ramazan geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur” ( Buhârî, Savm,5 ). “ Her kim inanarak ve ecrini yalnız Allah’tan umarak Ramazan ayını ibadetle geçirirse, geçmiş günahları mağfiret olunur” (Buhârî, İmân, 27 ). “Cennette sekiz kapı vardır. Bunlardan birisi de reyyân kapısıdır. Buradan cennete yalnız oruç tutanlar girer (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 8). Ayrıca Hz. Muhammed (sav) orucu koruyucu kalkana benzeterek şöyle buyurmuştur: “Kalkan sizi savaşta koruduğu gibi oruç da Müslümanı cehennem ateşinden korur” (İbn Mâce, “Savm”, 1). Orucun kötülük ve haramlardan korunmak için farz kılındığının bildirilmesi ibadetin insanın kişisel ve sosyal hayatındaki yerini ve etkisini bildirmeye yöneliktir. Kişiyi haram ve kötülüklerden korumayan oruç amacına ulaşmamış demektir. Dolayısıyla oruç tutan kişi yalan, iftira, gıybet, hile, aldatma, kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak durmalı, iş ve işlemlerinde, söz ve sözleşmelerinde, alım ve satımlarında kısaca hayatın her alanında dürüst ve dosdoğru olmalıdır.
 
Müminler için oldukça önemli kabul edilen Ramazan ayı bir ahiret mevsimidir. Kulluk güllerinin çiçek açtığı, ahlaki değerlerin yeniden yeşerdiği, şefkat, merhamet ve yardımlaşma hislerinin harekete geçtiği manevi bir bahar mevsimidir. Zira salih amellerin, iyiliklerin bire yüz, bire bin ve daha fazla meyve verdiği en mümbit bir mevsimdir. Oruç sayesinde insan nefsin isteklerine iradi olarak uzak durarak kendini kötü amellerden alıkoyar. Oruçlu kişi kavgalara, kötü sözlere açık değildir. Onun midesi değil aynı zamanda dili, eli, gönlü bütün uzuvları dünyada bu tür çirkinliklere karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Allah’ın rızası olmayan her türlü eyleme karşı duran, sabır gösterip ahiretteki mükâfatı düşünendir. Allah Resûlü (sav) oruçlu için iki sevinç anı vardır buyurmaktadır: “Oruçlu geçirdiği günün ardından iftar ederken sevindiği gibi ahirette rabbine kavuşunca da bu dünyada tuttuğu orucun mükâfatından dolayı sevinecektir” (Buhârî, Savm, 9).
 
Ahiret hayatı için bilinçli bir şekilde hazırlanmaya davet eden Kur’an-ı Kerim, bir taraftan insanoğlunun amaçsız yaratılmadığını diğer taraftan da ona ilk kez hayat bahşeden Yüce Allah yeryüzünü sayısız nimetleriyle doldurup insanlığın hizmetine sunarken, insanoğlunu başıboş bırakmamış (Kıyâme, 75/36), göklerin ve dağların yüklenmekten çekindikleri çok önemli bir emaneti taşımakla sorumlu kılmıştır (Ahzâb, 33/72). Bu önemli sorumluluk, O’nu tanıma, bilme ve O’na kulluk etme sorumluluğudur (Zâriyât, 51/56). Dünyadayken hayatı ve sorumlulukları ciddiye almayıp, dünyanın aldatıcılığına kapılarak, asıl sorumlu oldukları konulara kulak tıkayıp ahireti ve Allah’a hesap vermeyi unutanlar, ilahi rahmetin tecelli edeceği gün unutulmuş muamelesi göreceklerdir (Tevbe, 10/67; Haşr, 28/19).
 
Şunu unutmamak gerekir ki Allah’ın rızası, fakirlerin gönlünde, mahzunların kalbinde gizlidir. Kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı bir günde Allah’ın gölgesi altında gölgelendirecek olan zekât ve sadaka cehennem azabından koruyan birer kalkandır.
 
Kur’an-ı Kerim’in ahiretle ilgili olarak öne çıkardığı konuların başında herkesin iyi veya kötü yaptıklarından sorumlu olacağı ve bunların karşılığını tam alacağı (Zilzâl, 99/7-8). Bu nedenle mükâfat ve ceza gününün varlığına inanan bir Müslüman da Ramazan ayını fırsat bilerek daha çok ibadete ve hayır hasenata yönelmelidir. Ramazan ayında zekât ve sadaka vermek, yapılan hayırlı amel ve ibadetlerin kabulüne vesile olacak önemli bir kulluk ifadesidir. Az da olsa her gün bir miktar sadaka vermeyi adet haline getirmek Ramazan ayında ayrı bir öneme sahiptir. Zira Peygamberimiz (sav) Ramazan ayında daha fazla sadaka vermeye özen gösterirdi. O, İslam’ın köprüsü olarak gördüğü zekât ve sadaka hususunda daima Müslümanlara örnek olmuştur. Allah’a, ahiret gününe, peygambere ve onun sözlerine inanan, servetinin büyümesini ve bereketlenmesini isteyen kimse üzerine farz olan zekât ibadetiyle yetinmemeli, elinden geldiği kadar iyilik yapmalı, açları doyurmalı, hastalara ve çaresizlere yardım etmelidir. Yoksulların zekâttan başka da zenginlerin mallarında hakkı olduğunu söyleyen Peygamberimiz (sav); sadaka, teberru ve hediye ismi altında yardım etmemiz gerektiğini vurgulamıştır. Şunu unutmamak gerekir ki Allah’ın rızası, fakirlerin gönlünde, mahzunların kalbinde gizlidir. Kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı bir günde Allah’ın gölgesi altında gölgelendirecek olan zekât ve sadaka cehennem azabından koruyan birer kalkandır. Günahların bağışlanmasına vesile olacak zekât ve sadaka manevi derecesini yükseltmek isteyenler için de önemli bir kulluk görevidir.
 
Peygamber Efendimiz (sav) hem zekât, hem de sadaka vermeyi Müslümanlara ısrarla emretmiştir. Bu konunun ihmal edilmesi halinde, toplumun karşı karşıya kalabileceği durumu da şöyle açıklamıştır: “Cimrilikten sakınınız, çünkü cimrilik, sizden önce geçenleri helak etmiş; onları kan dökmeye ve haramı helâl göremeye sevk etmiştir” (Müslim, Birr, 56).  Zekâtın öneminden dolayı Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayette zekâttan söz etmiş, zekât vermemenin büyük günah olduğunu, hatta zekâtı önemsemeyenleri küfre kadar götüreceğini işaret etmiştir (Fussilet, 41/7). Bunun yanında zekât ve sadaka vermek konusunda, Allah Teâlâ iyilik yapanlara yaptığının on mislini vaat ederken (En’âm, 6/160) Allah’ın bildirdiği yerlere zekât ve sadakalarını verenlere, verdiklerinin yedi yüz mislini, daha da fazlasını vaat etmiştir (Bakara, 2/261). Zekât veren, hak sahibine hakkını ödemekle Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanır hem de malın hesap ve azap endişesinden kurtulur.
 
Unutulmamalıdır ki dünya ahretin tarlasıdır. Ramazan ayında yapılan ibadetler de ahirette biçilen hasatlar olarak şahitlik edecektir.
 
Müminler hem bütün insanlıktan hem de iman kardeşlerinden sorumludurlar; dünyada haksızlığın engellenmesine (Âl-i İmrân, 3/108), din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve hürriyetlerin uygulanmasına katkıda bulunmak (Nisâ, 4/75; Hac, 22/40), ülkede ise bunlara ek olarak mümin kardeşler arasındaki anlaşmazlıkları adaletle çözüme kavuşturmak, haksızlıkta ısrar edenlere karşı haklının yanında yer almakla yükümlüdürler. İşte bu duyguların daha da perçinlendiği ve doruğa ulaştığı mevsimlerden birisi de Ramazan ayıdır. Bu ayın gelmesiyle birlikte İslam kardeşliğinin zirveye ulaştığı, Müslümanlar arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmanın daha da arttığı herkesin malumudur. Ramazan ayı, bize kardeşliğimizi yeniden hatırlatma fırsatı verdiği için bu anlamda çok önemli faziletlerle dolu bir aydır. Ramazanın özündeki rahmet, merhamet ve bereket, hem gönüllerimizin kirlenmişliğini ve tozunu gidermekte hem de şahlandırdığı sevgi, kardeşlik ve paylaşma duygularıyla toplumsal hayatımızın huzur ve barışına büyük katkı sağlamaktadır.
 
Diyebiliriz ki Ramazan ahirete yatırım ayıdır. Bu sebeple gönlümüz ve ruhumuzla iyi arzu ve isteklerimizle Ramazan ayına girmeli, sözlü veya fiili kötü alışkanlıklarımızı bırakmalıyız. Günahlarımızdan kurtulmak için Allah’ın mağfiret, rahmet ve rızasını elde etmeyi, Ramazan sonunda affedilenler arasına girmeyi hedeflemeliyiz. Dolayısıyla Ramazan ayını ihya etmek son derece önemlidir. Kur’an okumak, zikir ve tefekkürle meşgul olmak, Hz. Peygamber’in (sav) hayatını okumak, ilimle meşgul olmak, dinî sohbetlere, ahlaki ve sosyal içerikli etkinliklere katılmak Ramazan ayını ihya etmek kapsamındadır. Ramazan ayının her anını ibadetle verimli bir şekilde geçirmek, bir emir olarak değerlendirilebileceği gibi Efendimiz’in (sav) büyük bir gayretle üzerinde durduğu ve ashabını da değerlendirmeye teşvikte bulunduğu nebevî bir sünnet olarak da telakki edilmelidir. Unutulmamalıdır ki dünya ahretin tarlasıdır. Ramazan ayında yapılan ibadetler de ahirette biçilen hasatlar olarak şahitlik edecektir.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.