Ramazan’ın manevi iklimine kavuştuğumuzda neler hissediyoruz, onun feyiz ve bereketinden yararlanabiliyor muyuz sorusu, her daim güncel. Eski zamanların insanları, bu soruyu genellikle özlemle cevaplıyor ve “eski Ramazanların” havasının bir başka olduğunu zikrediyor. Peki genç kuşakların, çocukluğu 80’ler-90’lar ve sonrasında geçenlerin duyguları neler? Ramazan’ı nasıl karşılıyor, Ramazan dendiğinde neleri hatırlıyorlar? Biz sorduk; Ayşe Sena Kavrazlı, Ayşe Taçar, Betül Ekinci, Esma Bozdoğan Bircan, Hatice Erken Bircan, Süleyman Ragıp Yazıcılar ve Yasin Taçar cevapladı.
“Biz kullar olarak Ramazan’a muhtacız”
(Ayşe Sena Kavrazlı - İş İnsanı)
Ramazan benim için her yıl hasretle beklenen, bitiminde ise hemen özlenen bir zaman dilimi. Bu ayda yapılan ibadetlerin ruhumda bıraktığı tat, yılın diğer zamanlarından çok farklı. Oruç, teravih, Kur’an tilaveti gibi ibadetler sadece bireysel bir derinlik sunmuyor; aynı zamanda Ramazan’ın vesile olduğu sosyal birliktelik de bu ayın en büyük nimetlerinden biri oluyor. İftar niyetiyle bir araya gelinen cemaatlerde, aynı sofrada buluşmanın ve birlikte beklemenin verdiği sıcaklık, ümmet olmanın dayanışmasını hissettiriyor. Ramazan’ın feyzini tadan insan, bu bereketten daha çok istifade etmek istiyor; ibadetlere daha sıkı sarılıyor, teslimiyet duygusu güçleniyor. Bu yönüyle Ramazan, ibadetleri cemaatle yaşama imkânı sunması bakımından da ruhlarımız için büyük bir rahmet.
Bir anne olarak, Ramazan’ın çocukların zihinsel ve duygusal dünyasını şekillendiren çok katmanlı bir imkân sunduğunu gözlemliyorum. Ramazan’ın başlamasına vesile olan ay döngüsü, zamanın yalnızca takvim yapraklarından ibaret olmadığını; gökyüzüyle, güneşle ve ayla kurulan ilahi bir düzenin parçası olduğunu çocuklara fark ettiriyor. Sahur ve iftar vakitleriyle kurulan bu ritim, çocuğun hem irade kullanımını hem de beklemeyi, niyeti ve birlikte olmayı öğrenmesine katkı sağlıyor. Ramazan’ın sunduğu sosyal farkındalıkla birlikte, fiziki dünyayı da tanıtan bu bütüncül yapı, Rabbimizi yalnızca soyut bir kavram olarak değil, yarattığı kâinat üzerinden de tanımaya imkân veriyor. Ramazan’ın bu çok yönlü etkilerinin çocuğumdaki olumlu yansımalarını kısa sürede görmek, bu ayın hikmetini bir anne olarak daha da derinleştiriyor benim için.
Biz kullar olarak Ramazan’a muhtacız; çünkü Ramazan, boyun eğmeyi ve teslimiyeti hatırlatırken insanı özüne döndürüyor. İbadetin insanı özgürleştiren bir yönü varsa, Ramazan da bu özgürlüğe açılan en berrak kapılardan biri olarak hayatımıza giriyor. Bireysel teslimiyetle güçlenen ruh, cemaatle yaşanan birlik duygusu ve çocukların zihninde açılan bu berrak farkındalık alanları bir araya geldiğinde, Ramazan yalnızca yaşanan bir ay değil; insanı yeniden inşa eden, hatırlatan ve dönüştüren bir rahmet iklimi olarak hayatımızda yerini alıyor.
“Sözlerim zikirlerle ışıldasın istiyorum”
(Ayşe Taçar - Yazar)
Peygamberimiz, yağmur yağarken gömleğinin önünü açıp gövdesini yağmura tutmuştu. “Rabbimin yanından henüz geliyorlar.” buyurmuştu yağmur için. Ramazan’ın gelmesi de yağmurun rahmeti gibi. Ramazan’ın da yağmurun da gelmesi için göğe bakılır ve dua edilir. Oruç tutmak, yağmurdan sonra yeryüzünün yeşillenip bereketlenmesini, bitkilerin gövermesini sabırla beklemek, bayram ise hasat zamanıdır.
Bu ayda, Peygamberimize sevgimi tazelemek ve artırmak için Delail-i Hayrat okuyorum. Allah’ı daha çok sevmek ve anmak için her gün Kur’an okuyorum. Tefsir okuyorum ki bence tefsir okumak bulmaca çözmek gibi. Okuduğum her cümlenin hayatıma işaret eden anlamları görünüyor gözüme. Sadaka veriyorum ve zikir meclislerine katılıyorum. İnciden sedeften tesbihimi bileğime doluyorum ve “Fatma ana bilekliği” diyorum ona. Elhamdülillah veşşükrülillah, estağfurullah zikirleri ve salavatlar inci gibi diziliyor dilime. Bu zikirlerle sözlerim de ışıldasın istiyorum.
Ramazan’a dair unutamadığım bir anım var. Kızımı Ramazan arifesinde evi süslemeye çağırdığımda çığlık atıp babasına koşmuş, “Babaaa! Bugün Ramazanmış, Ramazan elbisemi seçeceğim!” demişti sevinçle. Sonra kızımın Ramazanını tebrik için ona uçan balonla horoz şekeri almış, minik bir çiçek buketi yapmıştık. “Balonlu Ramazan! Şeker Ramazanııı!” diye neşeyle bağırmıştı. Kızımın seneler sonra bile bu ânı hep sevgiyle hatırlayacağını biliyordum.
“İftar sofralarında buluşmak her ihtiyacımızı doyuruyor”
(Betül Ekinci - Marka Yöneticisi)
Her Ramazan, insana farklı bir şey katıyor. Elbette insan bir Ramazan’dan diğerine aynı kalmıyor; yaşanmışlıklar, imtihanlar, şükür sebepleri hayata girip çıkıyor. Bu nedenle her Ramazan bir diğerinden farklı oluyor; insanın ya yaklaşımı ya da yaklaşacağı konular değişiyor.
Benim için unutulmaz Ramazanlardan biri üniversite yıllarımda geçti. Okulumuzda bir öğrenci inisiyatifiyle yaklaşık on gün boyunca iftar sofraları kuruluyordu. İftar için sponsor bulunuyor, farklı farklı konuşmacılar davet ediliyor, duyurular, konuşmalar, etkinlikler organize ediliyordu. Bu iftarlara ihtiyacı olan herkes katılabiliyordu. Sıcak bir iftar yemeğine ihtiyaç duyanlar, memleketinden uzakta yaşayanlar, yalnız kalmak istemeyenler, bir sofrayı paylaşmaya, hayır işlemeye, yardımlaşmaya, meşgul olmaya ihtiyaç duyanlar… Kısacası, herkese bir şey sunan; herkese açık bir sofraydı. Bu sofralar bana, insanın ihtiyaçlarının ne kadar çeşitli olduğunu fark ettirdi. Hayır üretmek amacıyla bir araya gelen insanların, farkında olarak ya da olmayarak, her birinin bir ihtiyacının doyduğunu öğretti.
“Allah’ın rızasının her şeyden üstün olduğunu hissettiğim zamanlar”
(Esma Bozdoğan Bircan - Akademisyen)
Bir sene kadar önce ilk kez Umre’ye gitmek nasip olmuştu. Döndükten sonra İstanbul’da geçirdiğim ilk Ramazan ayında bir gün, Edirnekapı Mihrimah Camii’nde teravih namazını kılarken imam efendinin kıraatinin de etkisiyle kendimi bir an Medine’de namaz kılıyor gibi hissettim. Ramazan’ın getirdiği manevi hava ile birlikte mübarek toprakların havasına yaklaşmak daha kolaydı sanki. Bu sene de Ramazan’ı tekrar pek çok güzelliklere erişmek duasıyla, heyecanla karşılamaya hazırlanıyorum.
Ramazan’la ilgili unutamadığım ve beni çok etkileyen bir anımı paylaşayım. Küçükken, çoğumuz gibi tekne orucu tutar, öğle ezanına göre orucumuzu açardık. Biraz daha büyüyüp tam gün oruç tutmaya başladığım dönemlerde, hâlâ çocuk olmaktan kaynaklanan duygularla annemin ilgisini üzerimde istiyordum. Bir gün, aslında çok da susamamışken, çok susadığımı ve orucumu açmak istediğimi söylemiştim anneme. Üzerime düşeceğini ve orucuma devam etmem için benimle ilgileneceğini biliyordum. Önce bu doğrultuda konuşmaya başladık, ardından yanıma geldi, ben gülerek uzaklaştım, o geldi derken bu bir kovalamacaya dönüştü. Evin odalarını dolaşarak bir kovalamaca oynuyorduk artık. Kahkahalarla koşuyordum. Annem en sonunda yorgun düştü, orucu Allah rızası için tuttuğumuzu söyleyerek kararı bana bıraktı. Ben de oynamaya doymamışım herhalde ki gidip su içerek orucumu açtım ama hemen içimi bir pişmanlık kapladı. Aslında çok susamadığımı, annemle oynamak için böyle yaptığımı ve oruca devam etmek istediğimi biliyordum çünkü. Bu olayla birlikte, belki de Allah’ın sevgisinin ve rızasının her şeyden üstün olduğunu hissettiğim ilk zamanları tecrübe ediyordum.
“Ne zaman ıhlamur kaynatsam…”
(Hatice Erken Bircan - YL Öğrencisi / Ev Hanımı)
Kendi serüvenimde, yıllar içerisindeki manevi eksikliklerime ve ihtiyaçlarıma göre Üç Aylar’a başlarken hedefler koymaya çalışıyorum. Bunları Ramazan’a yaklaşırken tekrar gözden geçirip, yapabildiklerim ve yapamadıklarım olarak değerlendirmeye gayret sarf ediyorum. Bir yıl paketli gıdaya dikkat etmeye çalışmıştım, bir başka yıl 30. cüzdeki ezberlerimi iyileştirmek adına bir liste hazırlamıştım. Bir yıl müzik ve şiir dinlememek için uygulamaları silmiş, diğer bir yıl ise içerisinde olduğumuz sure tefsirlerini başka kaynaklardan okumayı denemişim. Bir dönem de Peygamberimizin her gün okunmasını tavsiye ettiği sureleri vird edinmeye çalışmıştım. Bu yıl başka niyetlerle Üç Aylar’a başladım, bakalım nasıl olacak?
Çocukluk arkadaşlarımla kurduğumuz küçük bir grubumuz var. Bu grupta, dönem dönem yoğunluklarımıza göre herkes kendi asgari ve genel programını belirliyor. Kimisi kaza namazını, kimisi Kur’an-ı Kerim okumasını, kimisi ise tesbihatını hedefliyor. Bunları belli aralıklarla değiştirip ilaveler veya çıkarmalar yapıyoruz. Anketlerle birbirimizi haberdar ederek süreci güncel tutuyoruz. Amacımız, “az ama devamlı” olması adına hatırlamak, hatırlatmak ve birbirimize destek olmak. Uzun süre grupta sesi çıkmayanlar olursa hemen moral, motivasyon ve dua desteği sağlamaya çalışıyoruz. Üç Aylar ve Ramazan’da bu grubu, ortak hedefler koyarak daha yoğun takip ediyoruz. Bazen çevrimiçi okumalarla da süreci destekliyoruz. Gün sonunda veya güne başlarken gruba bakabilmek, unutmamak adına çok iyi oluyor. Ramazan okumalarından ve katıldığımız derslerden de birbirimizle not paylaşımı yapıyoruz.
Evde çocuklar olduğu için Ramazan hazırlıklarını daha renkli ve heyecanlı kılmak adına farklı arayışlarımız oluyor. Işıklar, süsler, çadırlar, Ramazan’a özel kitaplar, yaşlarına uygun Kur’an-ı Kerim etkinlikleri gibi alternatiflerle gündemi görünür kılmaya gayret ediyoruz. Okul öncesi dönemde çocuklarım olduğu için değerleri somut ifadelerle yansıtmaya çalışmak bizleri de düşündürüyor. Normalde üzerinde daha az duracağımız şeyleri tefekkür etmek durumunda kalıyoruz ya da fark etmediğimiz detayları onlar bize gösterip soruyorlar. Bu sebeple, bir süredir Ramazan’daki ibadet gayretlerimden biri, anneliğim özelinde “nasıl daha iyi olabilirim?” tefekkürü, niyeti ve duası üzerine yoğunlaşıyor.
Çocukluğum ve gençliğim İstanbul’da, Hırka-i Şerif Camii’ne komşu olarak geçti. Ramazan’ın ilk Cuma’sı ziyarete açılan Hırka-i Şerif'e Türkiye'nin her yerinden ziyarete insanlar gelir. Pandemi dönemi dışında Ramazan hep, akşam saatlerine kadar ziyaret sırası, iftardan sonra teravih kalabalığı ve çarşı ışıkları arasında geçmişti benim için. O insan kalabalığını ve heyecanını unutamıyorum. Bir de ıhlamur kokusunu… Camiye giden yolda ıhlamur ağaçları vardı; biz teravihe giderken inanılmaz kokardı. (O ağaçları kestiler maalesef…) Bu yüzden, ne zaman ıhlamur kaynatsam, annemle el ele tutuşup teravihe gidişimiz gelir aklıma.
“Kavurucu hasretin vuslat günleridir Ramazan”
(Süleyman Ragıp Yazıcılar - Yazar)
Ramazan büyük bir özlemin, kavurucu bir hasretin vuslata dönüşmesi gibidir benim için. Allah'ın kelamına, yani Kur’ân'ı Kerim'e duyduğumuz aşk ve sevgi, Ramazan ayında zirvelere ulaşıyor doğrusu. Seherlerde Kur’ân yağmur gibi yağar, sahurlarda Kur’ân meltem gibi eser, teravihlerde Kur’ân şelaleler gibi coşar adeta. Ramazan baştan sona bir mana zenginliğidir, Kur’ân’ı Kerim, bu zenginliğin en büyük kapısıdır insan için.
Bu münasebetle, Ramazan günleriyle beraber, gücümüz yettiğince Kur’ân’ın gölgesinde gölgelenmek isteriz ailece. Sevdiklerimizle tefsirlere dalmaya çalışır, dostlarla Allah’ın ayetlerini tefekkür, tezekkür ve tedebbür etmeye çabalarız. Biliriz ki bizi en doğru yola o götürür, inanırız ki tilaveti sadra şifa, kıraati ruha sekinedir.
Birkaç sene önce, yaz Ramazanlarından birinde, iftardan sahura kadar ayakta kalıp, İdris Abkar’ın muazzam okuyuşu eşliğinde baştan sona Kur’ân’ı Kerim’i okumuştum. Bir yandan Arapçasını dinlemiş, diğer yandan da Türkçe mealinden eş zamanlı olarak takip etmiştim. O anların bereketini hâlâ üzerimde hissediyorum, içimi dışımı yıkayan o muazzez sözlerin heyecanını hâlâ yüreğimde taşıyorum. Allah ömür verirse, Ramazan günleri içinde baştan sona Kur’ân’ı Kerim’i sindire sindire okumayı âdet edinmek istiyor; üzerimden Ramazan gelip geçtiğinde, Kur’ân’ı Kerim’in altında doya doya yıkanmış olmayı diliyorum. Dile gelen ele gelsin, âmin.
“Ramazan’ı hakkıyla yaşayanlardan oluruz inşallah”
(Yasin Taçar - Yazar / Editör)
Ramazan ayı elbette benim için de bütün müminlerde olduğu gibi heyecan verici bir durum; yaklaştığında kendimizi ona göre hazırlamamız, planlar yapmamız her zaman iyi hissettirmiştir.
Naçizane havf ve recayı en iyi hissettiğim, düşünmemde en iyi alanı gördüğüm husus Ramazan’dır. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde Cebrail’in kendisine “Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun” dediğini buyuruyor. Bu hadis her zaman tüylerimi ürpertmiştir. Ramazan’ın affedilme konusunda ne kadar büyük bir fırsat olduğunu dile getirmesi açısından ümit aşılasa da bir yanıyla korku vermektedir; çünkü affedilmeme ihtimali vardır. Aciz kullar olarak bu fırsatı kaçırmayacağımızın garantisi yok. Ramazan bittiğinde hem bittiği için üzülür hem de bu hadisin muhatabı olan nasipsizlerden olup olmadığımı düşünerek ürperirim. Meşhur ilahide dendiği gibi, Ramazan, “eyvah demeden Allah demek için” iyi bir fırsat.
Bir de Ramazan, dini anlamak için iyi bir fırsat. Bir ay boyunca günde on saat Allah emrettiği için yemiyor, içmiyor ve sevaba giriyoruz. Ama aynı zamanda iftar, sahur yaptığımız için yine Allah’ın emretmesiyle yiyip içerek sevaba giriyoruz. Bu iki durumun aynı gün içinde gerçekleşmesi, dini anlamamda çok etkili olmuştur. Samed olan Allah’tır, kul muhtaçtır, kul akşam olduğunda su içmek, bir şeyler yemek isteyecektir, ihtiyaç belini bükecektir. Ve ne olursa olsun bir durum ancak Allah’ın emretmesiyle iyi veya kötü olabilir. Ramazan’ın son günü oruç tutmazsak günaha gireriz, kötü bir amel etmiş oluruz ama hemen ertesi gün, yani bayramın ilk günü ise oruç tutarsak günaha gireriz, kötü bir amel etmiş oluruz. Ramazan bu yönüyle, iyi ile kötünün nasıl belirlendiğini görmemiz, zanlarımızın bizi doğruya götürmekte isabetsiz olacağını anlamamız açısından da oldukça önemli.
Allah bizi Ramazan’ı hakkıyla yaşayanlardan eylesin. Âmin.