Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Yahudilikte Nübüvvet Anlayışı



Dinlerde peygamberlik müessesesi belli bir mekân veya zaman dilimine has olmayıp çeşitli kültürlerde görülmektedir. Bu müessese Tanrıyla insanlar arasındaki irtibatı gerçekleştirme fonksiyonu taşımaktadır. Yahudi geleneğinde de nübüvvet temel müesseselerdendir. Bu çalışma Yahudilikte peygamberlik geleneğini değil soyut olarak peygamber telakkisini ele almaktadır.


Tanah’ta peygamberin tanımı verilmemiş, yalancı peygamberlerden bahsedilse de kullanılan terim birliği sebebiyle peygamberlik müessesesi hakkında muğlâk ve belirsiz bir tablo çizilmiştir. Tanrı insan iletişimi şeklinde telakki edilen bu müessesesinin Yahudilikte ne zaman ortaya çıktığı muammalı bir konudur.

Giriş: Yahudilik, Allah tarafından vahyedilmiş, kutsal kitabı olan bir dindir. İlahi kaynağa dayanan kutsal metinlerin insanlara ulaştırılmasında aracılık görevi peygamberlere tevdi edilmiştir. Nübüvvet müessesesi Yahudilikte temel inanç esaslarından olup ünlü Yahudi düşünür Musa b. Meymun (M.S. 1135-1204) tarafından sistemleştirilen 13 maddeli inanç esaslarından 6-7. esasları teşkil etmektedir: “Tam iman ile inanıyorum ki peygamberlerin sözleri haktır. Tam iman ile inanıyorum ki üstadımız Musa’nın nübüvveti kesinlikle haktır. O, peygamberlerin hepsinden, kendisinden önce ve sonra gelen peygamberlerden üstün olmuştur.”

Yahudi Dinbilim Tarihi içerisinde hakkında çeşitli görüşlerin sergilendiği [1] nübüvvet müessesesi, dini literatürde Tanrı ile insanlar arasındaki irtibatı sağlamak [2] kavramıyla ifade olunur. Tanah’ta [3] peygamberin tanımı verilmemiş, yalancı peygamberlerden bahsedilse de kullanılan terim birliği sebebiyle peygamberlik müessesesi hakkında muğlâk ve belirsiz bir tablo çizilmiştir.[4] Tanrı insan iletişimi şeklinde telakki edilen bu müessesesinin Yahudilikte ne zaman ortaya çıktığı muammalı bir konudur.[5] Muhtemelen Musa öncesi dönem peygamberlik anlayışının biçim bakımından diğer bölge halklarının anlayışından pek de farklı olmadığının[6] bunda etkisi vardır. Dikkat edilmelidir ki Yahudilikte peygamberlik geleneği, bu kavmin çeşitli kültürel değerlerle tanıştığı uzun bir zaman dilimine yayılmış olup bir tekâmül süreci geçirdiğinden bu müessese kendi içerisinde çeşitlenir.

Yahudi anlayışta peygamberlik müessesesi iki kanadı olan bir kavramdır. Birinci kanat soyut karakterde olup aşkın olanla, Tanrı ile irtibattır ve kişisel bir tecrübedir. Vahiy diyebileceğimiz bu irtibat, bir olgu olarak her kes için mümkün olup Faal Akıl aracılığıyla Tanrıdan taşarak, kabul etme kıvamında olan insana dökülür, onu doldurur. Fakat bu yeterli olmayıp peygamber olmak için ikinci bir kanada daha ihtiyaç vardır. Pratik karakterde olan bu kanat, aşkınla irtibat sonucu edinilen bilgilerin insanlara tebliğ etmekle görevlendirilme olup kişisel tecrübenin içeriğinin diğer insanlara bildirilmesidir. Nitekim kutsal metinlerde geçtiği üzere birçok kişi Tanrı ile iletişim olsalar da öğrendiklerini tebliğle görevlendirilmedikleri için peygamber olarak görülmezler.

İlgili terimler: Yahudi kutsal metinlerinde peygamber anlamında başta “navi/נביא” olmak üzere, “hozeh/חוזה”, “roeh/רואה” ve “ ha-Elohim/האלהים איש” terimleri kullanılmıştır.[7] Akat’ça “çağırmak” anlamında “nabu” fiilinden türemiş “navi” kelimesi Tanah’ta ilk kez “Çünkü o bir peygamberdir”[8] şeklinde, Hz. İbrahim için kullanılmıştır. Harfi anlamda “sözcü”[9] anlamında kullanılmasının yanı sıra Tevrat’ta bu kelimenin “Tanrı adına konuşan, Tanrının sözcüsü” anlamında kullanıldığını[10] buluyoruz. Hz Musa da bu vasıfla anılarak müstesna bir yeri olduğuna işaret edilir.[11] “Hozeh” ve “roeh” her ikisi “gören” anlamına gelip peygamberin diğer insanlardan farklı olarak ileride vuku bulacak şeyleri görmelerini, bilmelerini ifade eder. Bir “navi” olan Hz. Musa’nın “ ha-Elohim” olarak da tanımlanması,[12] peygamber Gad’ın “navi” ve “hozeh” olarak tanımlanması[13], “hozeh” ile “navi” kelimelerinin paralel kullanılması,[14] “hozeh” ile “roeh” kelimelerinin paralel kullanılması[15] örnekleri bu terimlerin geçişken olarak kullanıldığını göstermekte, nitekim bu “Şimdi ‘navi’ denilene eskide ‘hozeh’ denilirdi”[15] ifadesiyle kesinlik kazanmaktadır. Semantik olarak baktıkta ise bu terimlerin tarihsel süreç içerisinde değişen eşanlamlı kavramlar olmayıp, primitif anlayıştan belirli bir müesseseye doğru tekâmül etmiş biçimde, farklı içeriklere delalet ettikleri görülür. “Navi” kelimesi “sözcü” anlamına gelmesiyle, “iş ha-Elohim” ifadesi “Tanrı adamı” anlamına gelmesiyle diğerlerinden ayrılır. Nitekim “navi” kelimesiyle “roeh” ve “hozeh” kelimelerinin birlikte kullanılması örnekleri[16] bu kelimeler arasında bir anlam farkı olduğundan haber verir. Her ikisi “gören” anlamına gelen “hozeh” ve “roeh” kelimeleri arasındaki fark ise vahyin gelişiyle ilgili olup kavramsal olarak birincinin daha sınırlı olup rüyaya, ikincinin ise geniş yelpazeye sahip olup rüyete, ilahi vizyona mazhariyete işaret etmesindedir. Bundan başka “hozeh” ifadesinin bir meslek ifade ediyormuşçasına “kralın göreni, David’in göreni” şeklinde kullanıldığı örnekleri[17] de gözden kaçmamalıdır.[18]


Dikkat edilmelidir ki Yahudi anlayışta peygamberlerin masum olması şartı olmayıp ilahi kelamı insanlara eksiksiz tebliğ etmesi esastır. Her bir insandan beklendiği gibi onların da zina, hırsızlık, yalan ve benzeri günahlar işlememeleri esas olsa da[28] peygamberler Tanrı tarafından günah işlemekten koruma altına alınmamışlardır.

Peygamberin vasıfları: Yukarıda nübüvvet müessesesinin çift kanatlı bir yapı olduğuna işaret edilmişti. Yahudiliğe göre peygamberde aranan vasıflar, buna uygun olarak, ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi, Tanrıyla irtibata denk düşecek şekilde, peygamber olmadan önceki döneme ait olup peygamber olmak/seçilmek için, bu kişisel tecrübeyi yaşamak için gereken sıfatlardır. İkincisi ise, görevlendirme kanadına denk düşecek şekilde, peygamber olduktan sonra görevle bağlıdır. İbn Meymun peygamberliğin herkes için mümkün olup hatta tabiat kanunlarınca herkesin peygamber olması gerektiğini söyler.[19] Fakat herkes bu yükümlülüğü kaldırmak için kişisel becerisini geliştirmediğinden peygamber olamadığı gibi geliştirmiş olanların da peygamber olacağı kesin değil. Çünkü peygamberlik insanın kendi çabasıyla kazanacağı bir ilim veya meslek olmayıp sadece Tanrı tarafından verilen bir payedir. Bu payeye adaylığa layık olmak için kişinin ahlak ve akletme yetisi bakımından kemal noktasında olması gerekmektedir. Bu nedenle kişi sağlıklı, ilim ve riyazet/manevi yetişme bakımından yüksek düzeyde olmalıdır. Tanrı bu seviyede olmayan birini peygamber seçmez. Ayrıca usule göre hikmet, güç kuvvet ve zenginlik de kişinin peygamber seçilmesi için önem taşır. Fakat bu vasıfları kendinde toplayan herkesin peygamber olmak için kesin garantisi bulunmayıp Tanrı onlar arasından en üstün düzeyde olanı peygamber seçer.[20] Görevle bağlı sıfat tebliğdir. Peygamber vahyin bitişi olmayıp Tanrının sözcüsüdür, aracı konumundadır ve O’ndan aldığı mesajları insanlara iletir. Esas olan bu mesaja kendisinden bir şey katmamasıdır. Bu ihtimal olduğunda, mesela endişeli, kederli, sinirli ve benzeri durumlarında peygambere vahiy gelmez.[21] Vahiy meleğinin gelmesi için uygun durum peygamberin çok neşeli, cezbe halinde olmasıdır. Bu zaman peygamberin insani kimliği ortadan kaybolarak yerini ilahi ruh doldurur.[22]

İlginçtir ki yalancı peygamberler için de Tevrat başka bir kavram değil “navi” kelimesini kullanır[23] ama gerçek peygamberi tefrik etmek için kriter sunar.[24] Bu kriter peygamberlik iddiasında olan kişinin tebliğinin doğruluğu ve verdiği haberlerin ileride gerçekleşmemesidir. Tevrat bunu peygamberin başka ilahlara yönelip ibadet etmeye davet etmesi ile başka ilahlar adına konuşarak gelecekten verdiği haberlerin tahakkuk etmemesi şeklinde ifade eder.[25] Talmud bilginleri de bu kriterleri kabul ederek detaylı şekilde açıklamışlar.[26] Peygamberin politik lider olma şartı yoktur; Hz. Musa’dan Samuel’e dek peygamberler hem de politik liderdi. Sonrakiler ise sadece peygamberdi.[27] Dikkat edilmelidir ki Yahudi anlayışta peygamberlerin masum olması şartı olmayıp ilahi kelamı insanlara eksiksiz tebliğ etmesi esastır. Her bir insandan beklendiği gibi onların da zina, hırsızlık, yalan ve benzeri günahlar işlememeleri esas olsa da[28] peygamberler Tanrı tarafından günah işlemekten koruma altına alınmamışlardır. Buna binaen ismet sıfatı istisna olmakla İslami anlayıştaki peygamberlik vasıflarından sıdk, emanet, fetanet ve tebliğ sıfatlarının Yahudi anlayışta da geçerli olduğunu söylemek mümkündür.

Peygamberliğin mahiyeti: Yukarıda da işaret edildiği üzere, Yahudilikteki peygamberlik anlayışının primitiflikten sistematik bir müesseseye doğru bir tekâmül süreci geçirdiği görülür. Bu, peygamber makamının ilgili kavmin kültüründe algılanış biçimiyle alakalıdır. Aşkın olan Tanrının mesajlarını insanlara iletme, aradaki irtibatı sağlama makamı olarak telakki edilen bu müessesenin, Hz. Musa’ya Tevrat’ın verilmesiyle belirli bir sistematiğe eriştiği görülür. İbn Meymun bunu önceki peygamberlerin Tanrı ile iletişim içerisinde olsalar da bunu insanlara bir şeriat olarak sunmaları gerekmediğine, vahiy zincirinin son halkası olduklarına bağlar: “Fakat onlardan hiçbiri hiçbir topluluğa ‘Allah beni size şu bilgiyi vermem için gönderdi ve … şunları yasakladı ve şunları emretti’ dememiştir”.[29] Dolayısıyla Yahudilikte peygamberlik makamı sadece Tanrıdan mesajlar almakla bitmeyip bu mesajların tebliği de esastır. Bu, sözün tam anlamıyla elçilik olup bir taraftan Tanrıyla irtibatta olma, diğer taraftan da bu irtibat sonucu bir görevlendirmenin bulunmasıdır. Bu görevlendirme, nübüvvetin kendisidir. Nitekim Yahudi anlayışta peygamber sayılmasalar dahi kalp gözünün açık olması nedeniyle Tanrıdan mesaj alanlar olmuştur. Fakat aldığı mesajı insanlara tebliğ yükümlülüğü bulunmadığı için onlar peygamber görülmezler. Buna dayanarak söylenebilir ki nübüvvet her türlü bedeni isteklerin dürtüsünden kendisini kontrol edebilerek nefsine hâkim olup idrak ve hayal gücünü geliştirerek, zihnini arındırıp varlık mertebelerinin en yüksek noktasına nüfuz etmeye kadir olan idrak yetisini en üst seviyede bulunduran şuuru açıklık halidir. Kişinin peygamber seçilmesinde önemli olan budur; bunu başaramayan Faal Akılla irtibata geçip ilahi katmanlara eremez, aradaki bu irtibat da vahyi teşkil etmektedir. Bu bakımdan Yahudi anlayışta ilahi iletişimin belirli bir ırka, kavme hasredilmemiş olduğunu, Yahudi olmayanlardan bile bu makama erenlerin bulunduğunu görüyoruz. Tevrat Bal’am için “hozeh” fiiliyle aynı kökten olan “mahazeh/görüyor” fiilini kullanır.[30] Peygamber Yeremya Edom, Moav, Ammon, Sur ve Sayda krallarına yazdığı mektupta “sizin peygamberleriniz” anlamında “nevieyhem” ifadesini kullanır.[31] Bunun dışında, Talmud Yahudi olmayan kavimlerin peygamberlerinden bahseder. Onlar Beor, oğlu Bal’am, Eyüp ve 3 arkadaşı Yemenli Elifaz, Şuahlı Bilda, Naamalı Sofar ve Bûzlu Barahel’in oğlu Elihu’dur.[32] Rabbiler bu peygamberleri “günahkâr” olarak niteleseler de aldıkları mesajların, tam ve mükemmel olmamakla birlikte, Tanrıdan gelen vahiy olduğunu kabul ederler.[33] Bundan başka Yahudi gelenekte kadın peygamberler de bulunmaktadır. Bunların sayısı yedi olup adları (Hz. İbrahim’in eşi) Sarah, (Hz. Musa ve Hz. Harun’un kız kardeşi) Miryam, Deborah, Hannah, Abigail, Hulda ve Ester’dir.[34]


Nübüvvet her türlü bedeni isteklerin dürtüsünden kendisini kontrol edebilerek nefsine hâkim olup idrak ve hayal gücünü geliştirerek, zihnini arındırıp varlık mertebelerinin en yüksek noktasına nüfuz etmeye kadir olan idrak yetisini en üst seviyede bulunduran şuuru açıklık halidir.

Peygamberler içerisinde en yüksek makamda Hz. Musa yer alır.[35] Bu, onun Tanrı ile olan iletişiminin en yüksek düzeyde olmasından, hiçbir vasıtaya gerek duymamasından dolayıdır. Aralarındaki farktan dolayı İbn Meymun peygamberlik hakkında konuşurken sözlerinin diğer peygamberlerle bağlı olduğunu vurgular.[36] Tevrat şöyle demektedir: “RAB onlara seslendi: sözlerime kulak verin: eğer aranızda bir peygamber varsa, Ben RAB kendimi ona rüyette tanıtırım, onunla rüyada konuşurum. Ama kulum Musa öyle değildir. O bütün evimde sadıktır. Onunla bilmecelerle değil, açıkça, yüz yüze konuşurum.”[37] Nitekim bu tarz iletişim başka kimseye nasip olmadığını da yine Tevrat kendisi söylemektedir: “O günden bu yana bütün İsrailoğulları arasından Musa gibi RAB’bin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı.”[38]

Dipnotlar:

[1] Konu dışı olduğu için Yahudi düşünürlerin görüşlerine işaret etmedik. İlgilenenler şu kapsamlı kaynağa başvurulabilir: Kreisel, Howard, Prophecy: the history of an idea in medieval Jewish philosophy, Dordrecht: Kluwer, 2001, x + 669.

[2] Tesniye 5:5.

[3] Yazılı vahyi toplayan Yahudi kutsal metin koleksiyonu olup İslami literatürde Hıristiyan literatürdeki gibi Eski Ahit, Ahd-i Atik adlanır. Torah/Tevrat, Neviim/Peygamberler ve Ketuvim/Yazılar bölümlerinden oluşup bu kelimelerin baş harflerine uygun olarak TaNaH okunur. (İbranice filolojisine göre “k” harfi “h” harfine gecişkendir.)

[4] Bu konuyla ilgili bkz. Robert Carroll, “Prophecy and Society”, The world of ancient Israel, [ed. Ronald Ernest Clements], Cambridge University Press, 1989, 203-225, 209-211; Clements, Ronald, Prophecy and tradition, Oxford: Basil Blackwell, 1975, 52-53.

[5] Zimmerli, The law and the prophets: a study of the meaning of the Old Testament, 61. Bu muğlâklık, Hz. Musa’dan önce yaşayan peygamberler var olsa da Tevrat’ın vahyiyle nübüvvetin doruk noktaya varması şeklinde açıklanarak giderilir. Hazırlamakta olduğumuz “Yahudilikte Peygamberlik Geleneği” adlı çalışma bu konuyu ele alır.

[6] Bu konuyla ilgili bkz. Pedersen, Johannes, Israel- its life and culture, II, Atlanta: Scholar Press, 1991, 111 ve dvm.; Eichrodt, Walther, Theology of the Old Testament I, [tr. J.A. Baker], Philadelphia: The Westminster Press, 1961, 296-298; Yahudi kavmi ve eski Yakın Doğu halklarının peygamber telakkisinin karşılaştırması için bkz. Blenkinsopp, Joseph, A history of prophecy in Israel, Louisville: Westminster John Knox, 1996, 41-48; Gordon, Robert P., The place is too small for us: the Israelite prophets in recent scholarship, Eisenbrauns, 1995, 29-73. (Bu kaynaklar hem de konuyla ilgili zengin literatür sunmaktalar.)

[7] Shalom M. Paul, “Prophets and Prophecy”, Encyclopaedia Judaica, XIII, 1150-1175, 1154. Yahudi kutsal metinlerde peygamberler için tasviri olarak kullanılan ifadeler için bkz. Ömer Faruk Harman, “Yahudilikte peygamberlik ve peygamberler”, İslam Tetkikleri Dergisi, IX, 127-161, 129-135.

[8] Tekvin 20:7.

[9] Çıkış 7:1.

[10] Tesniye 18:18.

[11] Sayılar 12:6-8.

[12] Tesniye 33:1.

[13] I. Samuel 22:5, II. Samuel 24:11 ve I. Tarihler 21:9.

[14] Yeşeya 29:10.

[15] Yeşeya 30:10.

[16] I. Samuel 9:9.

[17] II. Tarihler 29:25; Yeşeya 29:10.

[18] II. Samuel 24:11; I. Tarihler 21:9; II. Tarihler 29:25, 35:15.

[19] Kullanılmış terimlerle ilgili detaylı bilgi almak için bkz., Theological Dictionary of the Old Testament (TDOT), [ed. Johannes Botterweck, Helmer Ringgren, Heinz-Joseph Fabry], Bratsiotis, “’Ish”, TDOT, I, 222-235, 232-235; Jepsen, “Chazah”, TDOT, IV, 280-290, 281-282, 286-290; Müller, “Nabi”, TDOT, IX, 129-150; Fuhs, “Ra’a”, TDOT, XIII, 208-242, 212-213, 237-239.

[20] Tevrat’ta Hz. Musa’nın dilinden "Keşke RAB'bin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine ruhunu gönderse." pasajı bu bağlamda manidardır. (Sayılar 11:29) Nitekim Yahudi geleneğe göre On Emir’den ilk iki emir Hz. Musa’nın aracılığı olmadan tüm İsrailoğulları tarafından duyulmuştur. (Makkoth 14a)

[21] Maimonides, Moses, The guide for the perplexed, [M. Friedlander], 2. bsk., New York: Dover, 1956, 219-221; El-Kurtubi, Musa b. Meymun, Delaletü’l-hâirîn, [Hüseyin Atay], Kahire: Mektebetü's-Sekâfeti'd-Diniyye, 389-391.

[22] Maimonides, The guide, 227; İbn Meymun, Delâlet, 404. (Mesela Yusuf kaybolduğu sürece Yakup’un hayal gücü onun hüznüyle meşgul olduğu için vahiy alamamıştır.)

[23] Pedersen, Israel: its life and culture, II, 108.

[24] Tesniye 13:2, 4, 6; 18:20, 22. detaylı bilgi ve kaynak için bkz. Harman, “Yahudilikte peygamberlik”, 145-149.

[25] Bu kriterin analizi Yahudilikte geleneğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim Tanrı Hz. Musa’ya ilk vahyettiğinde babalarının Tanrısı olduğunu belirtmiş, kavmine de babalarının Tanrısı tarafından gönderildiğini demesini, Firavun’a da İbrani’lerin Tanrısıyla görüştüğünü demesini buyurmuştur (Çıkış 3:6, 13, 15-16, 18). Sonraki peygamberler için ise Musa şeriatında istikamet kriter sayılmıştır.

[26] Tesniye 13:1-6; 18:20-22. Hz. Musa sonrası döneme ait kutsal metinlerde bu kriterler detaylı bir biçimde dillendirilmiştir. Kaynaklar için bkz. Harman, “Yahudilikte peygamberlik”, 145-147.

[27] Sanhedrin 89a-90a.

[28] Kaufmann, Yehezkel, History of the religion of Israel IV: from the Babyilonian captivity to the end of prophecy, New York: Ktav, 1977, 450.

[29] Yeremya 23:14, 21; Hezekiel 22:25.

[30] Maimonides, The guide, 231; İbn Meymun, Delâlet, 412.

[31] Sayılar 24:4.

[32] Yeremya 27:9. Bir sonraki pasajda onların yalan haber verdikleri belirtilir.

[33] Baba Bathra, 15b.

[34] Genesis Rabbah, LII:5; Leviticus Rabbah I:13, [ed. Friedman, H. – Simon, Maurice], London: Soncino Press, 1939.

[35] Megillah 14a.

[36] Hz. Musa’nın üstünlüğü Tevrat tarafından belirtilir. Rabbiler Hz. Musa ile birlikte peygamber Yeşeya’yı da “peygamberlerin en büyüğü” olarak nitelerler. Deutoronomy Rabbah, [ed. Friedman, H. – Simon, Maurice], II:4

[37] Maimonides, The guide, 223-224; İbn Meymun, Delâlet, 398.

[38] Sayılar 12:6-8.

[39] Tesniye 34:10.

  • yahudilik, peygamberlik, nübüvvet
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.