Güncel Hadis Meseleleri 22: Hadisler Peygamberimizin söylediği kelimelerle mi aktarılmıştır?

Hadis rivayetlerinin Peygamber Efendimiz’in söylediği kelimelerle aktarılıp aktarılmadığı meselesi akla gelen sorulardan biridir. Bu soru, hadis ilmindeki lafzen ve manen rivayet meselesiyle yakından ilgilidir. Hadis ilminde Hz. Peygamber’in ifadelerinin değiştirilmeden kelimesi kelimesine aynı şekilde nakline lafzen; anlamı bozmayacak şekilde başka kelimelerle nakline ise manen rivayet denilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus şudur ki; hadisler kitaplarda toplanana kadar, yani ilk bir asır boyunca hem lafzen hem manen rivayet edilmiştir. Hadislerin yazıya geçirilmesi ve temel hadis kitaplarının meydana gelişi mana ile rivayet olgusunu zamanla ortadan kaldırmıştır. Bir başka husus ise hem lafzen hem manen rivayetin Hz. Peygamber’in sadece sözleriyle ilgili oluşudur. Çünkü onun fiilleri, onayları, ahlaki özellikleri ile dış görünüşüne dair bilgi içeren hadis rivayetlerini sahabe zaten kendi ifadeleriyle aktarmıştır.

Hadis rivayetinde ideal olan elbette lafzen rivayettir. Ancak Hz. Peygamber’in ağzından çıkan sözlerin birebir aynı lafızlarla aktarılmasının zor olduğu da aşikârdır. Çünkü Hz. Peygamber 23 yıl boyunca gündelik hayatın içerisinde yahut farklı zaman ve yerlerdeki toplantılarda, farklı olay ve davranışlarda, farklı sorular ve durumlar karşısında, değişik davaların çözümünde, çeşitli yerlerden gelen heyetlere veya görevlilere verdiği talimatlarda farklı sözler söylemiş ve birbirinden ayrı ifadeler kullanmıştır. Hz. Peygamber’in söylediği sözler duruma göre aynı konuda olmasına rağmen kısa-uzun, açık-kapalı, takdim-tehirli, eksik veya ilaveli lafızlar içerebilmektedir. Bu sebepledir ki sahabe ve tabîun hadislerin manayla aktarımına itiraz etmemiş ve hoşgörülü yaklaşmışlardır.

Peki, bu durum hadislerin güvenilirliği bakımından endişe verici midir? Lafız farklılıklarının varlığı hadisin Hazreti Peygamber’e ait olmadığı anlamına mı gelmektedir? Hz. Peygamber’in hadislerinin tamamı hicrî ikinci asırdan itibaren hadis kitaplarında bir araya getirilinceye kadarki süreçte orijinal lafızlarından uzaklaşmış mıdır? Tüm bu soruları ve endişeleri ortadan kaldırmak için sahabenin Hazreti Peygamber’den nasıl hadis rivayet ettiğine bakmak yeterlidir. Zira onlar bir taraftan Hazreti Peygamber’in “Benim sözlerimi işitip de ezberleyip anladıktan sonra duyduğu gibi bir başkasına nakleden kimsenin Allah yüzünü ak eylesin.” [1] duasına layık olmak; öte taraftan O’nun “Her kim benim adıma kasten yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazır olsun!” [2] uyarısından sakınmak için Hazreti Peygamber’e dair gördüklerini ve duyduklarını kendilerinden sonrakilere herhangi bir anlam kaybına uğramadan aktarmada son derece titiz davranmışlardır. Ayrıca hadisleri ilk kaynağından, yani Hazreti Peygamber’den almaları, onların hangi ortamda ne sebeple söylendiğine şahitlik etmeleri, etraflarında kendilerini her an düzeltecek diğer sahabenin varlığı bu ilk neslin hadisleri koruma ve aktarmadaki başarılarını arttırmıştır.

Sahabenin çoğunluğu hadisleri naklederken haramı helal, helali haram kılmadıkça yani Hz. Peygamber’in mesajını değiştirmedikçe mana ile rivayeti sakıncalı görmemiştir. Bu, sahabenin Hz. Peygamber’in sözlerini değil de bu sözlerden anladığını, fiillerini değil de bu fiillere kendi yükledikleri anlamı naklettiğini göstermemektedir. Diğer bir ifadeyle sahabe mana ile rivayette bulunurken kendi anladığını veya kendi yorumunu değil; Hz. Peygamber’in maksadını benzer kelimelerle ifade etmiştir. Nitekim rivayetlerin karşılaştırılmasıyla bu durumun tespiti zaten mümkündür. En çok hadis nakleden yedi sahabeden biri olan Ebû Saîd el-Hudrî’nin, “Hz. Peygamber’den on kişi hadis işitirdik. Öğrendiklerimizi aynı lafızlarla nakleden ancak bir kişi çıkardı. Fakat hepimiz tekrarladığımızda manada hiçbir farklılık olmazdı.” ifadesi onların hadisleri genellikle manen rivayet ettiklerini göstermektedir. Sahabeden hadis öğrenen bir sonraki neslin önde gelenlerinden Muhammed b. Sîrîn’in (ö. 110) “On sahabîden aynı hadisi işitirdim. Lafızları farklı ama manaları aynı olurdu.” [3] açıklaması sahabe ve tabiînin hadislerin anlamlarını değiştirecek şekilde hadisleri nakletmediklerine işaret etmektedir.

Hadislerin manayla rivayeti farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Manen rivayet bazen hadiste geçen asıl lafzın yerine onun manasını karşılayacak eş anlamlısının kullanılmasıyla meydana gelmektedir. Şu hadisin rivayeti bu duruma örnek verilebilir. “Koğuculuk yapan cennete giremez.” [4] hadisindeki “kattât” kelimesi yerine bazı râviler “nemmâm” [5] lafzıyla rivayet etmişlerdir. Bazen de râvi hadisin lafızlarını aynen tekrar etmeyip hadisten çıkardığı hükmü veya hadisten anladığını kendi ifadesiyle nakletmiştir. Örneğin “Suyu temiz, ölüsü helaldir” rivayeti “Suyu temiz, balığı helaldir” şeklinde de rivayet edilir. Burada “meyte” (leş/ölü hayvan) kelimesi yerine “hût” (balık) kelimesi kullanılmıştır. Ancak bağlam deniz olduğu için ölü hayvan denildiğinde kastedilen zaten balıktır. Râvi manayı bozmadan hadisten çıkardığı hükmü aktarmıştır. Yine sahabenin Hazreti Peygamber bize şunu emretti, bize şunu yasakladı, haram kıldı gibi rivayetleri de Peygamber Efendimiz’in söylediklerinin manasının naklidir. Bazen de manen rivayet cümle içindeki kelimelerin yerinin değişmesi ama anlamın sabit kalması yahut uzun bir hadisin sadece ilgili hükmü içeren kısmının aktarılması şeklinde gerçekleşmiştir.

Manayla rivayet bir realitedir ve genel anlamda bir problem de değildir. Zira hadis âlimleri, Peygamber Efendimiz’in sözlerinin bozulmasını engellemek için mana ile rivayeti çok sıkı kurallara bağlamışlardır. Herkes anladığını anlatsın gibi bir durum söz konusu değildir. Bir râvinin hadisi mana ile rivayet edebilmesi için Arap dilini, gramerini ve kelimelerin manalarındaki incelikleri iyi bilmek gibi taşıması gereken bazı özellikler vardır. Nitekim İmam Malik, “Fakih olmayanların mana ile hadis rivayet etmesi caiz değildir” demiştir.

Hazreti Peygamber’in az sözle çok derin manalar ifade ettiği, mucizevi nitelikteki özlü sözlerine “cevâmiu’l-kelim” denir. Bu tür hadislerin mana ile rivayet edilmesi uygun görülmemiştir. Yine ezan cümleleri, namazdaki “ettehiyyâtü” duası veya kunut duaları gibi lafzıyla ibadet edilen hadislerin de bire bir aynı lafızlarla rivayeti şart koşulmuştur. Öte yandan, sahabeden itibaren hadisi manen rivayet eden râviler ihtiyatlı davranarak bu duruma işaret etmek için “ev kemâ kâle” (veya dediği gibidir / Buna benzer bir şey söyledi), “ev nahve zâlik” (veya bunun gibi) şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır.

Mana ile rivayetten kaynaklanacak hataların tespiti hadis rivayet sistemi içerisindeki çok yönlü kontrol mekanizmalarıyla mümkün olmuştur. Hadis âlimleri bir hadisin bütün rivayetlerini bir araya getirip karşılaştırarak, benzerlik ve farklılıklardan hareketle Hazreti Peygamber’in söylediğine en yakın metni tespite çalışmışlardır. Buradaki asıl sorun ise manayla rivayetten kaynaklanan kısmî problemlerin varlığı değil; manayla rivayet meselesinden hareketle hadislere yönelik genel bir güvensizlik ortaya atmaktır.

Bir hadisin farklı lafızlarla aktarılmasının tek sebebinin manen rivayet olmadığı hatırlatılmalıdır. Hazreti Peygamber aynı konuyu çeşitli zamanlarda ve ortamlarda farklı kelime ve ifadelerle tekrarlamış, hatta değişik zamanlarda farklı şekilde hareket etmiş olabilir. Nitekim Hazreti Peygamber’e “En hayırlı amel hangisidir?” diye sorulduğunda O, muhatabının ihtiyacına ve durumuna göre bazen “Allah’a iman ve cihad”, bazen “vaktinde kılınan namaz”, bazen de “yemek ikramı ve tanıdık tanımadık herkese selam vermek” diye cevap vermiştir.

Son olarak, unutulmamalıdır ki mana ile rivayet hadislerin, dolayısıyla da sünnetin doğru tespitine herhangi bir engel oluşturmamaktadır. Zira hadis âlimleri geliştirdikleri yöntemlerle hadisin gerek isnadında gerekse metninde bulunan sorunları tespit ederek en doğru hadis rivayetlerine ulaşabilmiştir. “Sahih hadis” denilen bu metinler, çok dikkatli ve detaylı bir inceleme süreci sonucunda tespit edilmiş, Hazreti Peygamber’in sözlerine mümkün olan en yakın şekilde korunabilmiştir.

Dipnotlar:

1- Ebû Dâvûd, İlim, 10.
2- Buhârî, İlim, 38.
3- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî ilmi’r-rivâye, thk. Ebû Abdullah es-Sürakî, Medine: Mektebetü’l-ilmiyye, 242.
4- Buhârî, Edeb, 50.
5- Müslim, İman, 168.


Not: Bu yazı, özellikle hadis, sünnet ve bu alanlarla doğrudan ilişkili diğer meselelerde Müslümanların istifade etmesi amacıyla Meridyen Derneği'nin ev sahipliğinde hayata geçirilen geniş perspektifli bir çalışmanın parçasıdır. Konu edinilen meseleler, alanlarında uzman isimlerin bir araya geldiği bir istişare grubunda tüm yönleriyle ele alındıktan sonra, her başlık müstakil olarak ilgili yazar tarafından telif edilmiştir. Çalışmaya şu isimler katkı sunmaktadır: Prof. Dr. Ahmet Yücel, Prof. Dr. Ayşe Esra Şahyar, Doç. Dr. Fatma Kızıl, Doç. Dr. Rahile Kızılkaya Yılmaz, Doç. Dr. Dilek Tekin ve Dr. Betül Yılmazörnek.