Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

İman ve Sevgi İlişkisi

حدثنا أحمد بن أبي شعيب ثنا زهير ثنا الأعمش عن أبي صالح عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " والذي نفسي بيده لا تدخلوا الجنة حتى تؤمنوا ولا تؤمنوا حتى تحابوا أفلا أدلكم على أمر إذا فعلتموه تحاببتم ؟ أفشوا السلام بينكم "

Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân 93-94.)

Sevmek vermektir. Sevmek vererek olmaktır, sevmek nihayetinde vererek O’nun olmaktır. Sevmek varoluşa gelişin hissidir ama sevmek his olmaktan öte verme eylemiyle biçimlenen bir davranıştır da. Ve insanlığın bu en güzel en büyük öğretmeni en basit, en kolay davranışlarla başlıyor bize öğüt vermeye; “kardeşine selam ver” diyor. Ya da “kardeşine tebessüm etmek sadakadır” diyor.

İnsanlığın büyük, bu en güzel öğretmeni neden bir yeminle başlıyor sözlerine? Demek ki söyleyecekleri çok önemli. İstiyor ki dinleyenler can kulağıyla dinlesinler ve bir daha hiç unutmasınlar işittiklerini. İman sevgi ilişkisi üzerine yeniden ve derin derin düşünsünler. İmanı ancak sevme üzerinden idrak edebileceklerini anlasınlar.  Öyle diyor Peygamber “birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” Kendi varoluşsal anlamını imanda bulan birisi için hem çok esinleyici hem de çok korkutucu bir söz değil mi bu? Öyle ya eğer sevmezse, sevemezse iman da etmiş olmayacak. Sevmedikçe iman etmemiş olmak nasıl bir şey? Bunu anlamak için Hz. Peygamber’in hem bize ulaştırdığı vahye hem de diğer sözlerine ve davranışlarına bakmak gerek.  Sevgi-iman ilişkisi üzerine başka bir zamanda “sevdiğini Allah için seven imanın tadına erer” dediğini hatırlamak gerek mesela. Kalb bu sözlerle mutmaindir ama akıl soracaktır; neden sevgisiz iman olmasın? İman neden sevgiden bağımsız kendine özgü ruhsal bir nitelik olmasın? Akıl, kalbin sesini duyamaz o zaman akla duyacağı bir lisanla söylemek gerek. Aklıselimle düşündüğümüzde şöyle diyemez miyiz? Sevmek mutlaka ve mutlaka döngüyü tamamlayan çift yönlü bir etkinliktir. Sevme eylemi sevilme olarak geri döner. “Allah onları sever onlar da Allah’ı sever” ayetinde olduğu gibi. İman ise tek yönlüdür ve bu açıdan henüz tamamlanmış bir etkinlik değildir. İman kulun Rabbine yönelmesidir, oysa sevmek Rabbin kuluna kulun da Rabbine yönelmesidir. Dünyanın bu en güzel öğretmeni büyük bir şefkatle tamamlanmamızı istiyor, bunun için bize o derin hakikati sevmedikçe iman edilmiş olamayacağı hakikatini öğretmeye çalışıyor.

Ama sevmek nedir? Hz. Peygamber’in bize öğretmeye çalıştığı sevmek nasıl bir sevmektir? Bencilce tutkularımızın adı değildir sevmek. Kastedilen sevmenin ne olduğunu anlamak için yine vahye ve Hz. Peygamber’in diğer söz ve eylemlerine bakmak gerek. Burada gerekçelerini ayrıntılı aktarma imkânı olmasa da görünen o ki, kendine ait kılma, sahip olma eylemlerinin tanımlayıcısı değildir sevmek. Sevmek vermektir. Bunun için vahiyde imanın göstergelerinden bahsedilirken sık sık vermeye gönderme yapılır. Sevmek vererek olmaktır, sevmek nihayetinde vererek O’nun olmaktır. Sevmek varoluşa gelişin hissidir ama sevmek his olmaktan öte verme eylemiyle biçimlenen bir davranıştır da. Ve insanlığın bu en güzel en büyük öğretmeni en basit, en kolay davranışlarla başlıyor bize öğüt vermeye; “kardeşine selam ver” diyor. Ya da “kardeşine tebessüm etmek sadakadır” diyor. Öyle değil mi; gülümseme de bir verme, bir bağış değil mi?

Verin ki sevme filizlensin içinizde ve bu filizden iman tomurcuklansın. Elbette sevgi ve sevgiyle bağlantılı iman derece derecedir. Dolayısıyla sevgi ve imanla bağlantılı verme eylemi de derece derecedir. Kur’ân’da Allah, vermenin en zoruyla sınadığı İbrahim’i kendine dost (halil) edindiğini söylemez mi?

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.