Prof. Dr. Bedreddin Çetiner Sonpeygamber.info Efendimiz'in Kendisine Eziyet Edenlere Karşı Davranışı 'O, sizden iman etmiş olanlar için bir rahmettir.' Mü'minlere inanması, onların sözlerini tasdik etmesi, bütün bir ümmet için rahmettir.... http://www.sonpeygamber.info/efendimiz-in-kendisine-eziyet-edenlere-karsi-davranisi http://www.sonpeygamber.info/images/noimage-167x100.jpg

Efendimiz'in Kendisine Eziyet Edenlere Karşı DavranışıProf. Dr. Bedreddin Çetiner

“Onlardan kimileri de vardır ki: “O, her şeye kulak kesiliyor/O bir kulaktır” diyerek O Peygamber’e eziyet verirler. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a iman eder, mü’minler(in söylediklerine) inanır ve sizden iman etmiş olanlar için bir rahmettir. Allah’ın Rasûlü’ne eziyet edenler içinse elîm bir azap vardır.”” (Tevbe Sûresi, âyet: 61)
 

Bu âyet-i kerime, Hz. Peygamber (sa)’e eziyet eden, sözleri ve davranışları ile O’nu üzen el-Culȃs ibn Suveyd ve arkadaşlarının da içinde bulunduğu bazı münafıklar hakkında nazil olmuştur.

Hz. Peygamber ve Müslümanlar hakkında ileri geri konuşan el-Culas’a bazı arkadaşları: “Böyle şeyler söyleme, sonra Muhammed’in kulağına gider de bizim için iyi olmaz” Deyince el-Culas: “Muhammed bir kulaktır. Gider ona: Hayır böyle bir şey söylemedik, der ve yemin de ederiz, o da hemen inanır.” Demiş ve işte bunun üzerine bu ve devamındaki âyet-i kerime nazil olmuştur. (Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, I,456).

Hz. Peygamber, bir peygamber ve bir devlet başkanı olarak elbette kendisine gelen ve konuşmak isteyen herkesi dinlerdi, hem de dikkatle dinlerdi. Rahatsız olsa bile, uykusu olsa, yorgun olsa bile dinlerdi. Gerek risalet görevi, gerek ümmetine düşkünlüğü ve gerekse bir devlet başkanı olarak ihtilaflarda hüküm verme durumunda olması sebebiyle bu davranışı gerekli idi. Ama bu, münafıkların zannettiği gibi her dinlediğine, her duyduğuna inandığı anlamına gelmezdi. İşte âyet-i kerime, münafıkların bu yanılgılarına işaret ediyor: Evet, Muhammed, sizi de dinliyor, sizin sözlerinize de kulak veriyor, sizi ümmetinin dışına itmiyor, dışlamıyor, ama kimlerin münafıkça konuştuğunu, kimlerin gerçekten O’nun meclisinde O’ndan istifade için bulunduğunu, Allah’ın kendisine bildirmesi ile bilmektedir. Sizi, eğer ifşa etmiyorsa bu, sizin nifakınızı bilmediğinden değil, insanlar nezdinde sizi rüsvay ederek açık küfrünüze sebep olmamak içindir, bir de sizlerin bile imanına çokça hırslı ve umutlu olmasındandır.

Ama artık haddi iyice aştınız, ifşa olunacak kadar ileri gittiniz. Zira Hz. Peygamber (sav)’in bu tutumu nifakın sizde kökleşmesine doğru bir gidişi doğurdu. O halde bu durumunuzun ifşası sizin için de hayırlı hale gelmiştir ve şimdi ifşa zamanıdır: Ey Münafıklar, Muhammed bir kulaktır”, yani herkesi dinler. Dinlerken bütün varlığıyla adeta kulak kesilir. Ashabından herkesi, ne dediğini, niçin dediğini, dediğinin ne gibi anlamlara geldiğini iyice anlamak için dinler. O değilden, dinlemiş olmak için dinlemez de bütün benliğiyle dinlediğine ve sözlerine odaklanır. Dolayısıyla O bir kulaktır sözünüz doğrudur, ama bu sözle kastettiğiniz yanlıştır. O, sizin söylediğiniz gibi sade, saf, kendine söylenen her şeye inanan bir kulak değildir. Neye ve kime inanacağını bilir. O, sözleri “Hayır, iyilik ve güzellik” için dinler. O’nun dinlemesinde sizin için de bir hayırdır. Dinler, hayır yapmış olur, dinler, hayır kazanmış olur, dinler, hayra vesile olur, dinler, bu dinlemesi dinlediğinin ve ümmetinin hayrına olur. İşte bunun için O bir hayır kulağıdır. Ama dinlediklerine inanmaya, dinlediklerini tasdike gelince işte bu, sizin söylediğiniz gibi değildir: O, ancak hakkı söyleyen, Hakkı bildiren Allah’a iman eder. Bu imanı ona kime inanacağını, kime inanmayacağını bildirir ve bu kabiliyeti O’na kazandırır. İmanı O’na basîret kazandırır da bu basîret ile kimi tasdik edeceğini bilir. Dolayısıyla onu, kendiniz gibi sıradan bir beşer olarak telakki etmeyin. Rabbı O’na işittirir, gördürür, bildirir de öncelikle kendisine bu nimetleri veren Allah’a iman eder. Sonra da bu imanı ile mü’mini, münafığı ayırt eder, münafıkların yalanlarını tasdik etmezken mü’minlere inanır.” Mü’minlerin söylediklerini tasdik eder, doğruluğunu bilir ve ona göre davranır.

Âyet-i kerime, münafıkların yanılgılarına işaret ediyor: Evet, Muhammed, sizi de dinliyor, sizin sözlerinize de kulak veriyor, sizi ümmetinin dışına itmiyor, dışlamıyor, ama kimlerin münafıkça konuştuğunu, kimlerin gerçekten O’nun meclisinde O’ndan istifade için bulunduğunu, Allah’ın kendisine bildirmesi ile bilmektedir.

“O, sizden iman etmiş olanlar için bir rahmettir.” Mü’minlere inanması, onların sözlerini tasdik etmesi, bütün bir ümmet için rahmettir. O’nun bu davranışı Allah’ın O’na ve ümmetine rahmetinin neticesidir. Ey Muhammed ümmeti, Allah, O’na ve size rahmetiyle muamele ettiği için Rasûlü Muhammed size böyle davranmakta, sizi, münafıkların şerrinden, habis niyetlerinden korumak, kurtarmak için münafıkların değil, mü’minlerin sözlerine inanmaktadır.

O, sadece mü’minler için değil, bütün bir insanlık için, hatta sadece insanlık için değil, bütün âlemler için bir rahmet olarak gönderilmiştir. Ama bu davranışı ile, “Münafıkların değil de sadece mü’minlerin sözlerini tasdik etmekle” özellikle mü’minler için rahmet olmuştur. O’nun bu davranışı özellikle mü’minlere rahmet oluşunun bir göstergesidir. Dolayısıyla âlemler için genel anlamda rahmet olan Hz. Peygamber (sav), bazı davranışlarında özel olarak mü’minlere rahmet olmuştur ve bunda da mü’minlere güzel bir örnektir. Buradan hareketle Allah’ın rahmetinin tecellisinin her bir sınıf için farklı farklı olduğunu da anlamış oluruz. Mü’mini, sözlerinde tasdik etmek onun için bir rahmettir. Münafığın sözünü dinlemek ama onu tasdik etmemek, nifakının başkalarına zarar vermesini önleyerek günahının daha da artmamasını sağlamak onun için bir rahmettir. Kâfirin, mü’minlere bir şekilde saldırısını önleyerek onun mü’minlere daha fazla zarar vermekle daha ağır veballer yüklenmemesini sağlamak onun için bir rahmettir. Bu, mü’minlerdeki cihad ruhunun da temelini teşkil eder ki cihad, bir gazab, bir öfke, bir cezalandırma, bir yok etme değil, belki Allah’ın inanmayanlara rahmetinin bir tecellisidir. Tarihler, “Hz. Ali’nin, bir savaşta öldürmek üzere olduğu bir düşmanının “yüzüne tükürmesi” yüzünden onu öldürmeyi terk ettiğini, bu davranışının sebebini soran düşmanına “Seni, bana tükürmenden önce öldürseydim Allah’ın rızasını kazanmak için öldürecektim. Halbuki şimdi sana öfkemden, sana kızmamdan dolayı öldüreceğim, buna ise hakkım yok.” dediğini ve bu cevapla o kȃfirin imana geldiğini” yazar.

El-Hasıl, Hz. Muhammed, bütün âlemlere rahmet olsun diye gönderilmiştir, O’nun bi’seti bütün âlemler için bir rahmettir ama bu rahmet her bir âlemde farklı farklı tecelli eder. İşte Hz. Peygamber (sav)’in münafıkların sözlerini tasdik etmemesi münafıklar için olduğundan daha çok mü’minler için bir rahmet olmuştur. Sadece mü’minleri tasdik etmesi de yine özellikle mü’minler için bir rahmettir.

Bundan sonra, Hz. Peygamber (sav)’e, “O bir kulaktır.” diyerek eziyet eden münafıklar da Hz. Peygamber (sav)’e eziyet vermelerinin karşılıksız kalacağını zannetmesinler¸ Allah’ın Rasûlü’ne eziyet edenler içinse elîm bir azab vardır.”Onların bu eziyetlerinin karşılığı dünyada da ahirette de azaba uğratılmaları olacaktır. Dünyada bu habasetleri ifşa edilmek suretiyle şahıslarının kimler olduğu mü’minler tarafından bilinecek de mü’min görünmek suretiyle elde ettikleri menfaatler son bulacak korkusuyla her an titreyecekler; münafıklıktan vazgeçmedikleri, tevbe etmedikleri ve imana dönmedikleri takdirde de ȃhirette en acıklı azaba uğratılacaklar, “Cehennem’in en alt derekelerine atılacaklar”dır.


Hz. Peygamber (sav)’in münafıkların sözlerini tasdik etmemesi münafıklar için olduğundan daha çok mü’minler için bir rahmet olmuştur. Sadece mü’minleri tasdik etmesi de yine özellikle mü’minler için bir rahmettir.

Günümüze gelirsek; Hz. Peygamber (sav)’in makamında bulunanlar, âlimler, idareciler, komutanlar kararlarında, tasarruflarında, davranışlarında mümkün olduğu ölçüde hatadan korunabilmek için idaresi altında olanları dinlemek, iyi dinlemek zorundadırlar.  Bu, istişareye ilave bir yükümlülüktür. Dolayısıyla idareci, her önüne gelenin söylediğini, anlattığını da kabul etmemeli, sözünü dinleyeceği kimseleri özenle seçmeli; sözünü dinleyeceği kimselerin “Mü’min olması”na dikkat etmelidirler. Mü’min, ancak bir mü’mini tasdik eder, sözüne, görüşüne inanır, değer verir. Binaenaleyh danışmanlarını seçerken onların mü’min olmasına dikkat eder ve özen gösterir. Gayr-ı Müslimlerden ve nifakından şüphelendiği kimselerden kendine danışmanlar edinmez.

Ayrıca herhangi birisi –mü’min, münafık, kâfir, büyük, küçük, zengin, fakir olsun fark etmez- sizden kendisini dinlemenizi isterse makamına, mevkiine, toplum içindeki konumuna bakmaksızın onu dinlemeli, sözüne değer vermeli, sözüne değer verdiğinizi ona belli etmelisiniz. Hz. Peygamber, birisiyle konuşurken sadece başını ona çevirmez bütün vücuduyla ona döner, böylece ona değer verdiğini, onu dinlediğini kendisine açıkça belli ederdi. Siz de konuşanın konuşmasına değer verdiğiniz ölçüde onun kalbini, samimiyetini, ihlȃsını kazanırsınız, ona ve sözlerine değer verdiğinizi anladığı ölçüde sizi aldatmaz veya aldatma niyeti varsa vazgeçer de samimi dostunuz olur, size ve kendisine faydalı olur.

Bu, eğitimde çocuklarınız için birinci derecede önemlidir. Çocuktur diye önemsemez, o değilden dinler, dinler görünürseniz çocuklar bunu hemen anlar ve size bu anlayışına göre davranır. Eğitiminizden de beklediğiniz neticeyi alamazsınız.

Ayrıca idareci, dinlediği kimselerin, konuşmalarının arkasındaki niyetlerini anlayacak şekilde fetanet sahibi, firaset sahibi olmalıdır. Bu, büyük ölçüde imana bağlı bir özelliktir. İmanın, mü’mine kazandırdığı firaset, basiret, onun, dinlediği kimselerin sözlerinin arkasındaki niyetlerini anlamasına yardımcı olur. O halde inananlar, idarecilerini kolay aldatılamayacak mü’minlerden seçmek ya da tayin etmek zorundadırlar ki o idareci kendilerini münafıkların, inananlar hakkında kötü niyet besleyenlerin şerrinden koruyabilsin de alemler içinde özellikle onlar için bir rahmet olsun.

İdareci konumunda olanlar, kendilerini aldatmak, kandırmak, yanlış yönlendirmek isteyenleri affetme, yaptıklarını görmezden gelme konumunda değillerdir. Toplumun zararına, sadece onların menfaatine olacak konuları anlatan, idareciyi bu yönde davranması için iknaya çalışan, bu yönde danışmanlık yapan kimselerin bu niyetleri belli olduğunda idarecinin tavrı bu ȃyet-i kerime ile belirlenmiştir: Dünyada ve ahirette cezalandırılmaları, azaba uğratılmaları. Dünyada cezalandırılmaları, başkalarının da aynı yola tevessül etmelerini önleme açısından belki ȃhirette cezalandırılmalarından da daha önemli hale gelmektedir. Zira yalan yanlış sözlerle idareciyi yanlış yönlendirenlerin cezalandırılmadığını gören başkaları da aynı şekilde idareciyi yanlış yönlendirmeye tevessülde bir sakınca görmeyecekler ve toplumun menfaati önüne kendi menfaatlerini geçirmekte tereddüt etmeyeceklerdir. Bu da elbette toplumun yararına olmayacaktır.

O halde idareci, doğruları, sadık danışmanlarını mükafatlandırırken, kendisini aldatmaya, yanlış yönlendirmeye çalışan danışmanı olursa onu da cezalandırmakta tereddüt etmeyecek ve başkalarına ibret olacak şekilde alenen, ifşa ederek, ilan ederek cezalandıracaktır.

İşte bunlar, ayet-i kerimeden anladıklarımızın bazılarıdır ki en doğrusunu Allah bilir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.