Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Aşk ve Vesvese

Elçi’sinin Rabb’le ilişkisinde hâkim ruh halini belki aşk hissiyatının kişiye kazandırdığı özgüven üzerinden anlamaya çalışabiliriz. Aşık, kendinde eksik olanı tamamlamakta olmanın sağladığı kararsızlıkla güven arasında dalgalanan bir ruh haliyle yeni bir hayata adımı atar.

Elçi'sinin Rabb'le ilişkisinde hâkim ruh halini belki aşk hissiyatının kişiye kazandırdığı özgüven üzerinden anlamaya çalışabiliriz. Aşık, kendinde eksik olanı tamamlamakta olmanın sağladığı kararsızlıkla güven arasında dalgalanan bir ruh haliyle yeni bir hayata adımı atar.  Peygamber ise tebliğini vahiyle desteklenmenin kararlılığı ve güveniyle sürdürür.

 "Elçi" vahiyle uyarırken, kendisinin vahiy yoluyla uyarılması da sürüyor. Ansızın mesajlar ve uyarılar kesilince, bugün ne yapılacağı, yarını da nasıl bir programla karşılamak gerektiği üzerine sorulara cevap bulmak zorlaşmaz mı? Muhammed (a.s.) da bu habersizlikten ileri gelen kesintinin yol açtığı sıkıntıyı yaşadı. İbni İshak'ın aktardığına göre bu yüzden üzüntüye kapılarak, "Rabbimin bana buğzedip beni terk etmesinden korkarım", diye ifade etti endişelerini.

Her şey bir rutine oturmuşken bir geri çekilme mi olmuştur yaşanan, yoksa zor bir göreve özgü olağan aşamayı mı gösterir bu habersizlik? Seçilme bahtiyarlığını yaşamış olan, terk edilme hissiyle bocalıyor şimdi. Vesveselere kapılarak kusuru kendinde arıyor. Görünürde bir sebep bulunamaz, bilinç bu duruma hazırlanmamış, üstelik de aşkı andıran bir kabarmayla dalgalanmaya devam etmektedir yürek. Ses ve söz (vahiy) onu bütün yaradılmışların seviyesinden öteye geçirmişken, sınırları aşmanın coşkusuna da nispeten alışılmışken, şimdi kararsız bir ruh haline zorlayan bir habersizliğe terk edilmiştir.

Aşkla bağlı olunanın habersiz bırakmasının sebep olduğu kararsızlık Hafız'ın da konusudur, Roland Barthes'in de. Aşkla bağlanılmış ve bu bağlılığı da mucizeyi andıran kelimelerle perçinletmeye imkân tanımış olanın sessizliğini nasıl olup da hayra yormak gerek? Bu sessizlik daha ne kadar sürecek... Böyle bir sessizliği nasıl yorumlamak gerekir... Bir haber almak için nerede, hangi vaziyette beklemeli... Zamanın ağır akışının çoğalttığı sorular cevapsız kalmaya devam edecektir.

 

Ne sadece teorisyendir, ne de sadece devrimci. Herkes gibi insani zaafları bulunduğunu dile getiren hakiki bir öncüdür. Toplumunu kıskıvrak kuşatmış olan cahili değer yargılarını değiştirebilmek için hem sabırlı olması gerekir, hem de tahammüllü. Belki bu yüzden de vahyin kesilmesiyle önüne çıkan belirsizlik döneminde sabrıyla denendi.

Yeniden vahyin gelmesini beklediği günlerde onu toplumunda sıranın dışına çıkartan kaygıları başka bir açıdan görmeye çalışması gerekiyordu belki de... Maxime Rodinson Peygamberimiz'i vahye doğru götüren süreci incelerken psikolojik bir çözümleme yapmayı denemiştir. Bu tür çözümlemelere girişen başka tarihçiler ve oryantalistler de var. Sara hastalığından söz edilir bazen ya da kişiyi derinlerine dalmaya  götüren sıra dışı algılardan. Muhammed (a.s)'ın ruh halini çözümlemeyi denerken öne sürdüğü muğlak ifadelere karşılık, O'nun "meczup" bir kişiliğe sahip olmadığının altını çizer Rodinson:

"Muhammed genellikle bilge, ölçülü ve dengeli bir adam izlenimini uyandırmaktadır. Bütün hayatı boyunca bir karar varmadan önce enine boyuna düşündüğünü, kamusal ve özel işlerini ustaca yürüttüğünü, gerektiğinde beklemesini, yeri geldiğinde çekilmesini bildiğini ve projelerinin başarıya ulaşması için zorunlu önlemleri zamanında almayı becerdiğini görüyoruz. Doğuştan çok, sonradan edinilme de olsa, savaşırken yüzünü kara çıkartmayacak bir cesarete sahipti. Bunun yanı sıra, eşsiz bir diplomattır: Olayları her zaman mantıklı bir biçimde, açık ve ileriyi görerek yargılar, fakat bu dış görünüşün ardında sinirli, tutkulu, endişeli ve sabırsız, özlemlerle dolu bir mizaç yatmaktadır. Bu mizaç, sahibini zaman zaman tamamiyle sinir krizlerine sürükleyecektir." *

Müminlere göre Muhammed (a.s.)'ın  kırk yıl boyunca maddi ve manevi açılardan vahye hazırlanmasının göstergeleridir, Rodinson'a "sinir krizi"olarak görünen. Her şeye rağmen içinde bulunduğu toplumun aklının ve yüreğinin kabullenemediği kural ve alışkanlıklarına rıza gösteremiyor, o toplumu değiştirmekle ilgili bir sorumluluk duyuyor. Kaygı onu toplumunun normal ve sağlıklı olarak tanımladığı kabullerinin ötesinde bir tutum geliştirmeye sürüklüyor.  Üstlenmeye hazırlandığı görevin getireceği zorlukların farkında olduğu da aşikar. Vahyi yardım olmadan bu görevi başarması mümkün mü?

 


Vahyin sağladığı güvendir ki O’nun Mekke şehrinin oligarşisine karşı her zaman dile getirdiği eleştirilerin köklü bir şekilde ifadesini mümkün kılıyordu.

Ne sadece teorisyendir, ne de sadece devrimci. Herkes gibi insani zaafları bulunduğunu dile getiren hakiki bir öncüdür. Toplumunu kıskıvrak kuşatmış olan cahili değer yargılarını değiştirebilmek için hem sabırlı olması gerekir, hem de tahammüllü. Belki bu yüzden de vahyin kesilmesiyle önüne çıkan belirsizlik döneminde sabrıyla denendi. Ola ki bir kez daha gözden geçirmeliydi etrafındaki insanlarla ilişkilerini. Vahyin öncelikle toplumun seçkinlerini, varsıllarını muhatap almasını, özellikle de onları kazanmasını amaçlamadığı, giderek daha açık bir gerçeklik olarak görünüyor. O, vahyin gösterdiği yol ve yöntemlerle sınıfçı toplum yapısının kabullerini aşarak başka türlü bir hayatın yollarını gösterecekti insanlığa. Bu yüzden ne toplumun seçkinleriyle kendisine avantajlar sağlayacak bir uzlaşmayı kabullenebilirdi, ne de ilk gençlik günlerinden bu yana içinde geliştirdiği kaygıyı, işleri oluruna bırakmasına izin verecek bir hayat felsefesine yorabilirdi.

 Vahyin sağladığı güvendir ki O'nun Mekke şehrinin oligarşisine karşı her zaman dile getirdiği eleştirilerin köklü bir şekilde ifadesini mümkün kılıyordu. Sonra, sorulara yol açan bir habersizlik dönemi girdi araya. Her şeyi yeni baştan mı düşünmek gerekiyor? Göksel yardım olmadan nereden, nasıl başlanacak... Yaşananlar bir rüya mıydı? Eksik anladığı ya da yanlış yorumladığı bir şeyler mi oldu? Bir hata mı yaptı, yaptığı hata her neyse, telafi etmenin yolu nedir...

Bu soruların cevabını alabilmesi için de sabır gerek. Darlık zamanı feraha giden yol sabırla aşılır. Onu böylesine sıkıntılı gören Hz. Hatice, "Senin bu sabırsızlığını gördüğünden, Rabbin sana darıldı" dedi.  Ardından Cibril "Duha Suresi"ni getirdi. Kuşluk Vakti ile ona (Peygamberine ikrâmda bulunan Allah'a) yemin olunuyor ve "Rabbin seni ne unuttu ne de sana darıldı" diye buyruluyordu. "O, seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi? Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı? İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi? Öyleyse yetime haksızlık yapma; yardım isteyeni asla geri çevirme. Ve (her zaman) Rabbini(n) nimetlerini an!"

*Maxime Rodinson, Muhammed/Yeni Bir Dünyanın ve Peygamberin Doğuşu, sf, 81, Doruk yayımcılık, 2008.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.